Episodes

3 days ago
3 days ago
Türk tarihinde en önemli kırılma anlarından biri, Türklerin Anadolu'ya gelmesidir. Osmanlı Beyliği'nin Bizans'la komşu olması da bir başka kırılma anı olarak görülebilir. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u alarak Osmanlı Devleti'ni bir imparatorluk haline getiren ve Türklerin Anadolu'yu yurt edinmesine katkı sunan en önemli Türk Büyüklerindendir.
Anadolu, Doğu'nun ve Batı'nın birleştiği yer, kıtaların buluştuğu stratejik topraklardır. Batı'da Küçük Asya olarak adlandırılan Anadolu, her iki kültür için bir mücadele alanıdır. Doğu'nun ve Batı'nın diplerinden gelen enerjinin uç verdiği alandır burası. Zıtlıklardan güzel şeylerin çıktığı bu topraklar, bir anlamda Dünya'nın sürekli yeniden doğduğu coğrafyadır.
Anadolu, Dünyanın her iki bögesinde doğan düşüncelerin kaynaştığı, sentezlendiği ve karşı tarafa aktığı bir koridordur. Bu topraklar, Doğu'nun ve Batı'nın ürettiği ham bilgiyi yutulabilecek küçük lokmalara bölen ve hazmedilecek kıvama getiren bir öğütücü gibidir.
Ne var ki medeniyetleri zenginleştiren bu bilginin akışı, Asya ve Avrupa'yı birbirinden ayıran stratejik boğazların üzerinden gerçekleşir. Bu nedenle boğazlara sahip olan Anadolu'nun da sahibidir. Anadolu'ya hükmeden de dünyanın kaderinde önemli bir yere sahip olur. Bu topraklar için gerek siyasi gerek askeri mücadelelerin bitmemesinin sebebi budur.
Bu bölümde Fatih Sultan Mehmed'in fetih yolculuğunu dinleyebilirsiniz. Fatih'in İstanbul'u alarak Doğu Roma İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak istemesinin sebeplerini de anlatmaya çalıştım.
Aynı konuyu Monolog'da ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz.
İyi pazarlar..

Sunday Mar 16, 2025
Okyanuslar: Dünyanın Bilmediğimiz Dörtte Üçü
Sunday Mar 16, 2025
Sunday Mar 16, 2025
Yaşadığımız dünyayı ne kadar iyi tanıyoruz, hiç düşündünüz mü? Ya da Dünyamızın en gizemli yerleri neresi diye sorsam kaçımız denizler diye cevap verir? Çoğumuzun aklına ilk olarak karalar geliyor olabilir, ama ya denizler?
Belki de ulaşamayacağımızı düşündüğümüz yerleri merak etmekten vazgeçmemiz böyle düşünmemize sebep oluyor. Ya da denizleri sadece üstü gibi görüp, derinliklerini keşfe değer bulmuyoruz. Belki de karalar gibi denizlerin de keşfedilecek bir tarafının kalmadığını düşünüyoruz. Oysa dörtte üçü su olan dünyamızın çok kısıtlı bir bölümünü tanıyoruz. Üstelik, bildiğimiz her şeyin köklerinin denizlere uzandığını bilmeden...
Dünyada oluşumu hakkında kesin konuşamayacağımız birkaç şeyden birisidir okyanuslar. Ne kadar ileri teknolojiler üretsek de okyanusların keşfedemediğimiz o kadar çok gizemi var ki.
Çok az bilgimizin olduğu bir kavramın gerçekliğini tartışmak, karanlıkta el yordamıyla yürümeye benziyor. Denizlerin, kıtalardan farklı olarak, göremediğimiz ve dokunamadığımız çok yeri var. Okyanuslar, çok fazla bilinmeyeni barındıran, henüz çözemediğimiz bir matematik problemi gibi karşımızda duruyor. Açık denizlerin doğasından gelen bu zorluklar, onu mantıklı bir çerçeveye yerleştirmemizi güçleştiriyor. Bu sebeple okyanusları anlamak, bizi daha çok hayal kurmaya ve başka oluşumlar üzerindeki izleri takip etmeye zorluyor.
Okyanusların gizeminin kaynağı sadece yaşadığımız dünyaya ait değil. Tek uydumuz Ay'ın meydana gelmesinde de denizlerin büyük etkisi olabilir. Dünya, Güneş'ten koptuktan ve zamanla soğuduktan sonra bir süre sıvı halde kalmış olabilir.
Dünya'nın oluşma döneminde, kendi ekseni etrafında daha hızlı döndüğü zamanlarda, dev bir dalganın dünyanın bir parçasını koparıp uzaya fırlattığı ve Ay'ın böyle oluştuğu söylenir. Bu sebeple okyanusların nasıl meydana geldiğini sadece taşlardan ve dağlardan değil, Ay'ın bıraktığı izlerden de anlamaya çalışıyoruz. Bir canlının şahit olmadığı bu kozmik doğum anında orada bulunan Güneş'in, yıldızların ve kayaların söylediklerinden bir sonuç çıkarmak durumundayız.
Bu bölümde okyanusların derinliklerine dalıyoruz. Denizlerin sadece uçsuz bucaksız bir mavi olmadığını, derinlerinde yatan gizeme bir yolculuğa çıkıyoruz.
Okyanuslarla ilgili daha çok ayrıntıyı Monolog'daki yazımda bulabilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Sunday Mar 09, 2025
Doğu Cephesi: II. Dünya Savaşı'nın Kaderini Belirleyen Zıt Liderler
Sunday Mar 09, 2025
Sunday Mar 09, 2025
II. Dünya Savaşı, özellikle Soğuk Savaş sonrası kuşaklar için hayal gücünün ötesinde bir trajedidir. Bu kader savaşından çıkarılacak en önemli derslerden biri, bireylerin davranışlarından genelleme yapmanın yanlış olduğudur.
İnsanın karmaşık doğası, onu anlamamızı neredeyse imkansız kılar. Katlandığı acılar, hatta alçalmasının uç noktaları, doğasındaki en kötü yanların yanı sıra en iyi yanları da ortaya çıkarabilir. Tıpkı 2. Dünya Savaşı'nda birçok Sovyet askerinin iyi olduğu kadar zalim de olabilmesi gibi. Aynı şekilde, tutkulu hayaller, insanı bir şuursuzluğa sürükleyebilir. Tıpkı Nazi'lerin, Hitler'de somutlaşan Nasyonel Sosyalizm'in yaptıklarını normal karşılaması gibi.
II. Dünya Savaşı'nı hatırlatan semboller genellikle Batı'nın perspektifiyle anlatılır. Örneğin, Normandiya Çıkarması, savaşın kırılma anlarından biridir, ancak Almanları tek başına yıkmaya yetmemiştir. Oysa Doğu Cephesi'ndeki savaş, Batı'dakinden tamamen farklı bir doğaya sahipti. Batı'da savaş, uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülürken, Doğu'daki mücadele bir imha savaşıydı. Bu, sadece bir yenilgi veya zafer meselesi değil, bir var olma ya da yok olma mücadelesiydi.
II. Dünya Savaşında 60 milyon insan öldü. Bu savaşı özel yapan, sadece devletler arası ihtilaflar değildi. Aynı zamanda bir insanın tutkularının, bir ulusu esir almasıydı. Gençliğinde silik ama hayalperest bir insanın gücü ele geçirdiğinde neler yapabileceğine şahit olmak bakımından önemliydi. Bir ulusun ezilmişliğinin verdiği öfkenin bir insanda nasıl sembolleşebildiğini gördük. Galip devletlerin, bir ulusun onuruyla çok da oynamaması gerektiğini öğrendik.
Savaş bitti ve kışkırtıcılar Nuremberg'de cezalandırıldı. Sonra ne oldu? Soğuk savaşla beraber insanlığı bir kaç defa yok edecek nükleer silahlarımız oldu. Savaştan sonra yeni Hitlerler çıkmasın diye kurulan BM bugün sadece isimden ibaret içi boş bir kurum. Bugün esen savaş rüzgarlarının sebebi de Naziler değil. Şeytan kendini farklı kılıklarda göstermeye devam ediyor. Tarihte tekrar eden şey savaşlar, suçluların yargılanması, cezalandırılması ve yeniden yeni savaşlara yelken açılması. Bir türlü yapamadığımız şey ise insanın ikiyüzlülüğünü yargılayıp cezalandıramayışımız.
Bu bölümde 2. Dünya Savaşının kaderini Doğu Cephesi’nin belirlediğini, erkeklerin savaşında kadınların yaşadığı travmaları anlattım. Ayrıca müttefiklik ilişkilerinin verdiği güvensizliğin Stalin’de paranoyak tutumlara sebep olduğunu açıklamaya çalıştım. 1. Dünya Savaşı’nın Hitleri nasıl yarattığını da Monolog'da detaylarıyla bulabilirsiniz.

Wednesday Mar 05, 2025
Yapay Zeka: İnsanın Tanrıya Ulaşma Mücadelesinde Son Nokta
Wednesday Mar 05, 2025
Wednesday Mar 05, 2025
İnsanın yaratıcı tarafı onun tanrısal yönünü yansıtıyor. Bu dünyada çok kısa zamanda yarattığımız medeniyet, Tanrı’nın kendi zaman ölçeğinde dünyayı 6 günde yaratmasına benzemiyor mu?
Bugün yapay zeka, teknolojide geldiğimiz son nokta; belki de tek başımıza ürettiğimiz son teknoloji. Bundan sonraki teknolojileri, muhtemelen yeni ortağımız yapay zekayla birlikte üreteceğiz. Yapay zekanın bu oyun değiştirici özelliği, bizi Tanrı’ya daha çok yaklaştırıyor sanki.
İnanç tarihinde Prometheus’un ateşi insanlara vermesi ve Şeytan’ın yasak meyveyi insana sunması, bilginin insana ulaşmasını anlatan olaylar. İnsan yeni şeyler bildikçe Tanrı’yı rahatsız eden yeni sorular sormuş. Her bozulmadan sonra Allah, yeni bir peygamber göndermiş ve bir baba gibi kullarına aynı öğütleri vermiş. Ne var ki insan soru sormayı bırakmıyor. Anlayamadığını da inancıyla kapatmaya devam ediyor. Bu süreç, yapay zekayla yeni bir anlam kazanıyor. Cansız bir varlığa soluğumuzu üfleyerek ona yaratma gücümüzü veriyoruz.Bu bölümde, insanın inanç dünyasında yaşadığı bu süreci daha detaylı işledim. Ayrıca gelecekte yapay zeka ile nasıl bir sosyal yapı olabileceğini de anlatmaya çalıştım. Daha fazla detay ve kaynağı Monolog’da bulabilirsiniz.

Friday Feb 28, 2025
Siyah Tarihi Ayı: Siyahın Gözünden Hayata Bakmak
Friday Feb 28, 2025
Friday Feb 28, 2025
Her yıl 01 Şubat-01 Mart tarihleri arasında ABD’de, Afro Amerikalılar, Siyah Tarihi Ayı’nı kutlarlar. Şubat ayı boyunca bir tema çerçevesinde siyahilerin topluma yaptıkları katkılar anlatılır. Bu yılki tema, Afro Amerikalıların çalışma hayatındaki başarılarını kapsıyor.
Siyah Tarihi Ayı’nın Dünya’nın 1 numaralı ülkesinde kutlanması, tüm dünyada ırkçılık ve ayrımcılık konusunda farkındalığın artmasına neden oluyor.
Bugün Dünya’da dengeli bir barışın önündeki en büyük engel ırkçılık ve ötekileştirmedir. Oysa ırkçılık beynin kalbi, kalbin karaciğeri, ayakların elleri reddetmesi gibi doğaya ve insanlığa aykırı, yapay bir kavramdır. Aynı biyolojiye sahip bir insanın bir diğerini yok saymasını anlamak mümkün değil. Bu düşünce, hastalıklı bir zihnin ürünüdür. Siyah olmanın mı yoksa bu zihin yapısıyla yaşamanın mı daha acı verici olduğunu tartışmak bile anlamsızdır.
Dünyamızda süregelen birçok sorunun temelinde ekonomik eşitsizlik yatıyor. Irkçılık, ayrımcılık ve ötekileştirme gibi olgular, genellikle ekonomik güçlüklerle iç içe geçiyor. Bu seneki tema kapsamında, daha adil ve barışçıl bir dünya yaratmanın yollarından biri, ekonomik güçlenmeyi desteklemektir. Özellikle tarihsel olarak dezavantajlı konuma itilmiş insanların ekonomik olarak güçlenmesi, toplumsal dengeyi sağlamak ve farklı bakış açılarının değerini ortaya çıkarmak açısından büyük önem taşır.
Siyahilerin kendi kültürel kimliklerini ve özgün bakış açılarını korumaları ve ifade etmeleri, dünyanın eksik tarafını tamamlar. Dünyadaki zıtlıklar dengede olursa barışı yakalayabiliriz. Siyahi insanlar, artık bir yüklem değil özne olduğunda, bugüne kadar dışında kaldıkları denklemin bir parçası olabilirler.
Yurtdışından bir okuyucum, Amerika ve Avrupa’daki siyahilerin sahip olduğu işletmelerin bir listesini web sayfamda yayınlamam için gönderdi. Bende yazımın altında yayınlayarak listeyi paylaştım.
Her şeyin yakınlaştığı bugünkü dünyada bir kelebek etkisinin gücünü küçümsemeyelim. Şunu lütfen unutmayalım, siyahiler gibi ötekileştirilen diğer insanların üretime katılması, ekonomik refahın dünyada daha geniş kitlelere yayılmasını sağlar. Bu da daha çok barış ve özgürlük demektir.

Sunday Feb 23, 2025
Santorini'de Tehlike Çanları mı Çalıyor?
Sunday Feb 23, 2025
Sunday Feb 23, 2025
Yunan adası Santorini, tarihin ender dağıttığı ayrıcalığa sahip bir volkanik adalar topluluğudur. Ancak son zamanlarda kalderadaki gelişmeler, Dünya'nın dikkatini Santorini'ye çekiyor. Ocak ayından bu yana oluşan sismik hareketler, bilim insanlarını endişelendiriyor. Özellikle Şubat ayında sıklaşan depremlerin bazılarının çok uzaklardan hissedilmesi, daha büyük bir felaketin habercisi olabilir mi? Sismik hareketler sadece Santorini'yi değil, tüm Akdeniz'i etkileyecek bir jeolojik felaketin eşiğinde olduğumuz konusunda bizi uyarıyor.
Bilim Dünyası, Santorini’deki gelişmeleri çok yakından takip ediyor. Dünya düşünce tarihine Atlantis Efsanesini hediye eden bu kalderada yaşanan sismik hareketlerin bilim insanlarını endişelendirmesi son derece normal. Dünya’nın dikkatini bu bölgeye vermesinin bir başka nedeni de son yıllarda yaşanan felaketlerin boyutlarının büyümesi. Doğa olayları, yalnızca sıklığıyla değil, ölçeğiyle de dünyayı şaşırtıyor.
Artık felaketler küçüklüğünü kaybediyor. Mesela Los Angeles'taki yangınlar neredeyse bir kenti tamamen yutabilecek kadar büyürken, Antakya depremi gibi bir afet yalnızca bir şehri değil, 10'dan fazla şehri aynı anda etkileyebiliyor. Avustralya'daki devasa orman yangınları, Pakistan'ın üçte birini sular altında bırakan seller ve Japonya'da binlerce kişinin hayatını kaybettiği deprem ve tsunami, bizlere felaketlerin ölçeğinin büyüdüğünü gösteriyor. Yaşanan doğa olayları yerel de olsa küresel bir etki yaratıyor. Son 15 yılda yaşanan doğa olaylarının çeşitliliği ve etkisi, ister istemez nereye gidiyoruz sorusunu sormamıza neden oluyor.
İklim değişikliği, nüfus artışı ve doğal dengelerin bozulması, bu tür olayları daha sık ve daha yıkıcı hale getiriyor. Belki de iklim krizinin getirdiği psikoloji, algılamalarımızı değiştiriyor. Dünya'nın herhangi bir yerindeki doğa olayının bizden çok uzakta olmadığını düşünüyoruz. İşte tam da bu nedenle, Santorini'deki volkanik aktivite ve olası etkileri, yalnızca Akdeniz'i değil, tüm Dünyayı ilgilendiren bir konu haline geliyor.
Bir tsunami riski var mı? Eğer yoksa hangi şartlarda oluşabilir?
Santori’de yaşanacak olası bir depremde meydana gelecek tsunaminin etki alanı nereler olabilir?
Akdeniz, bir tsunamiye hazır mı?
Bu bölümde, Santorini'nin tarihsel patlamalarından güncel risklere kadar bizi nelerin beklediğini anlatmaya çalıştım.
Santori’de olanları anlamak, bölgede yaşayan bizler için çok önemli.
İyi Pazarlar..
Not: Podcasti buradan okuyabilirsiniz.

Sunday Feb 16, 2025
Kötülük, Tatmin Edilmeyen İyilik midir?
Sunday Feb 16, 2025
Sunday Feb 16, 2025
Halil Cibran, kötülüklerin en sonunda iyiliğe döndüğünü bir şiirinde şöyle anlatır.
"Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil. Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?"
Bu mısradan ne anlamalıyım?
İyiliğin ve kötülüğün birbirinin sebebi ve sonucu olduğunu mu yoksa birbirini tamamlayan zıtlıklar olduğunu mu?
Yoksa insanın özünde kötü olmadığını, kötülüğün iyiliğin bozulmuş bir versiyonu olduğunu mu?
Belki de hepsi..
Bugünlerde eksikliğini en çok hissettiğimiz şey, galiba empati yoksunluğu. Sosyal medyada birbirimize attığımız kibirli yorumlardan, trafikte birbirimize gösterdiğimiz sabırsızlığa kadar... Neredeyse her an, birbirimizi dinlemek yerine, hep bir açık arıyoruz. İçimizdeki iyiyi kaybetmiş gibiyiz. Belki de iyilik, kötülüğün bu kadar sıradanlaştığı bir zamanda, bizden umudunu kesip, içimizdeki en korunaklı köşeye sığınmış durumda. Onu saklandığı yerden çıkarmak, belki de kendimizi yeniden keşfetmekle başlıyor.
İyilik gibi nadir bir kavramın nasıl ortaya çıktığını sorduğumuzda, bunun kötülüklerle mücadeleden doğduğunu söyleyebiliriz. Kötülükler ise, sıradanlığın ve duyarsızlığın içinde kolayca yayılıyor.
Peki kendimizi de kaptırdığımız bu sıradanlık, sizce de kötülüğü üretmiyor mu? Düşünce yoksunluğunun getirdiği vasatlık, bizim tercihimiz olmuyor mu?
Yayınımda iyiliği ,birilerine yardım etmek, adaletli olmak ya da başkalarının hakkını savunmak gibi, onaya bağlı bir kavram olarak düşünmedim. Başkalarından daha az şey beklediğimiz, düşünen ve empati yapabilen özgür bireyler olmanın iyiliği temsil ettiğini anlatmaya çalıştım. Eğer bunu başarabilirsek, takdir ölçülerimizin değişebileceğini ve diğer erdemleri de bir karşılık beklemeden yapabileceğimizi düşünüyorum.
Gerisini podcast ve Monolog'da bulabilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Sunday Feb 09, 2025
Elon Musk, Ün ve İnsanlık Arasında Bir Yerde
Sunday Feb 09, 2025
Sunday Feb 09, 2025
Hepimizin bir öz değeri var ve tanındıkça bu öz değerimiz artıyor. Daha çok insan tarafından tanınmayı kitlelere ulaşacak bir basamak olarak görüyoruz. Kitleye ulaşsak bile bu bizim için yine de yeterli olmuyor. Bu sefer, yaşadığımız zamanın ötesine uzanarak gelecek kuşakların bizi tanımasını istiyoruz. Ancak bunu başarmak, büyük hayalleri gerçeğe dönüştürerek oluyor. Her büyük hayal de geçmişin izlerini taşıyor.
Elon Musk, geçmişten akan bu hayallerle beslediği tutkusunu gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor. Bundan sonra kurulacak hayallerin çapı hakkında da bize bir ipucu veriyor.
İnsanın şan ve ölümsüzlük arayışı, gelecekteki medeniyetlerin de şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Geçmişten beslenen hayal gücü, bugünün ve yarının hayallerini şekillendiriyor. Elon Musk da bu köprüyü geçmişten geleceğe uzatan isimlerden biri. Onun uzayda koloni kurma tutkusu, sadece bir macera değil, insanlığın geleceğine dair bir vizyon. Musk, geçmişin hayallerini bugüne taşıyarak, geleceğin sınırlarını zorluyor.
İnsanın bu öngörülemez doğası, onu her zaman yeni sürprizlere, yeni hayallere yöneltiyor. Gelecek, her zaman hayal ettiğimizden farklı olsa da adımızı geleceğe taşıma tutkumuzun hiç bitmeyeceği kesin gibi.
Peki Elon Musk'ı bu kadar tutkulu yapan ne? Hayalleri nereden besleniyor?
Ayrıntıları Zihin Karmaşası ve Monolog’da bulabilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Neden Buradayız?
Sahip olduğumuz değerler değişiyor ve yenilerini kazanıyoruz. Mesela yapay zeka diye hayatımıza yeni bir kavram giriyor. Felsefeden matematiğe, cinsiyetten iklime kadar tüm alanlarda yapay zekaya bir başlık açıyoruz.
Bizi diğer canlılardan farklı kılan özellik çevreyi kendimize göre değiştirebilmemiz. Bunu da ateşten tekerleğe, sabandan buhar makinesine kadar ürettiğimiz teknolojilerle başardık. Aynı şeyi bugün yapay zekayla yapıyoruz.
Teknoloji çağı, eski dönemi kapatıp hepimize yeni bir başlangıç yapma fırsatı sunuyor. Dünyanın yakıcı sorunlarına yeni teknolojik araçlarla çözümler üretebiliyoruz. Mesela kadınlar, teknolojideki gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan fırsatları değerlendiriyor. Cinsiyet ayrımcılığı, yavaş yavaş sorun olmaktan çıkıyor. Öte yandan iklim sorunu, yapay zeka teknolojileriyle şiddetini azaltıyor. Verinin yönettiği dünyada hepimiz birbirimize daha sıkı bağlanıyoruz. Her şeyin hızla değiştiği böyle bir dünyada yeni bir kültür ve ortak bir tarih yaratıyoruz. Ancak her dönüşümde olduğu gibi, her şey birbirine yaklaştıkça zihnimiz her zamankinden daha fazla konuşuyor.
Birçok sorun çözülürken, yeni dönem yeni sorunlarla beraber geliyor. Makine zekasının arttığı, süper zekaya doğru, öngöremediğimiz bir dünyaya adım atıyoruz. Teknolojinin hızı, bizi ufku belirsiz yeni bir dünyayla tanıştırıyor. İnsanlık yeniden doğuyor dersek herhalde yanılmayız.
Son çeyrek yüzyılda yarattığımız bilgi, neredeyse tüm insanlık tarihinde yarattığımızdan daha fazla. Böyle bir bilgi bombardımanı altında zihin dünyamız değişiyor. Saniyede binlerce algı uyandıran böyle bir çevrede zihin karmaşası yaşamamız çok normal. Böyle bir kaosta da söyleyecek bir şeylerimiz olmalı. Zihin Karmaşasında bunları konuşuyoruz. Bizi yakından ilgilendiren sorunlar hakkında farklı bir bakış açısı yakalamaya çalışıyoruz. Bize değer katacak yeni fikirler yaratma çabasındayız. Her şeyin belirsiz olduğu bir zamanda, gözümüz kapalı el yordamıyla ilerlerken birbirimize gerçekten çok ihtiyacımız var.
Zihin Karmaşası'nda paylaştıklarımızı, www.monologblg.com adresinden de takip edebilirsiniz.