Episodes

2 hours ago
Kayıp Zamanın İzinde | Zihnin İçsel Evreni
2 hours ago
2 hours ago
Çoğu insan Kayıp Zamanın İzinde'yi anlaşılması zor bulur. Bu bir yere kadar doğru olabilir. Uzun cümleleri okurken düşünceyi toparlamakta zorluklar yaşayabiliriz.
Oysa Marcel Proust'u anlamayı zorlaştıran şey, uzun cümleleri değil. Asıl zorluk, onun bize kendi bilincinde kurduğu dünyayı anlatması. Üstelik kendi zihnindeki dünyayı, başkalarının gözünden anlamaya çalışması.
Proust, insanı bir varlıktan ziyade, geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe geçtiği sürekli bir devinim olarak kabul eder. Yani insan saf zamandır. Bu da anlatması zor olanı daha da zorlaştırır. Bu yüzden Proust’un yaptığı iş, tek kelimeyle dahiyanedir.
Romanın bende bıraktığı izlenim, benim kendimi nasıl gördüğüm değil, başkalarının zihninde nasıl göründüğümün önemli olması. Kendi içsel zamanımızda kendimimizi konumlandırdığımız bir pozisyon var. Mesela kendimizi hiç yaşlanmamış hissedebiliriz. Peki başkalarının düşünce akışında bu böyle mi?
Proust, kendi bilincinde kurduğu dünyayı anlatırken bizi de bir düşünce yolculuğuna çıkarıyor. Zamanı kendi penceresinden aktarırken okuyucu da kendi zihninde bir pencere açıyor. Bazen tek bir tasvirinde ya da geliştirdiği bir bakış açısında, "Evet, bende de tam olarak böyle oluyor ama bunu hiç ifade edememiştim." dediğiniz anlarla karşılaşıyorsunuz.
Ben bir kitap analizi yapmak istedim Ancak Proust'un bana düşündürdükleri, beni kendi zihnimde yarattığım zamanı anlatmaya götürdü.
Bu podcastte, Proust'un zaman anlayışını Bergson, Einstein ve insan belleği üzerinden birlikte düşünmeye çalıştım.
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Sunday Jun 28, 2026
Neden Kadın Sesi? | Siri, GPS ve İlham Perilerinin Sırrı
Sunday Jun 28, 2026
Sunday Jun 28, 2026
Yapay zekâ asistanlarında, navigasyon cihazlarında yönlendirici seslerin neredeyse tamamı kadınlara ait. Peki son yıllarda teknolojide kadın sesi neden daha çok kullanılıyor?
Bunu sadece teknolojiyle sınırlamak da yanlış olur. Belgesellerde, hikaye anlatıcılığında, eğitimde hatta finans sektöründe kadın sesini daha çok duymaya başladık. Bunu sadece bir pazarlama taktiği olarak göremeyiz. O halde neden kadın sesi?
Buna yine bir soruyla cevap verelim. Hangi sesleri daha çok duymak isteriz? Tabi ki tüm sesler arasından sıyrılan, ayırt edici ve 'kendini dinleten' sesleri. İşte kadın sesi, insan kulağının hiç zorlanmadan duyabildiği o “Altın Aralık”a denk gelir.
Bir pazarlama hilesi de olsa aldığımız kararlarda ve davranışlarımızın altında evrimin tarihi yatar. Ses sadece bir fizyoloji değildir. Ses, nesnelere bir kimlik ve anlam katar. Örneğin bir insanın sesinden zihnimizde profilini çizebiliriz.
Ancak sesin bir de cinsiyeti vardır. Akciğerlerimizden çıkan hava ses dalgalarına dönüşürken erkek ve kadın ruhunun kıvrımları da ona anlamını yükler. Ve kadının şefkatli ama aynı zamanda insanı tetikte tutan davetkar sesi, yaşamı sürdürme ve büyütme odaklıdır.
Bu bölümde kadın sesinin etkisini konuşuyoruz. Ayrıca 10.000 yıl önce tarım devrimiyle açılan o cinsiyetçi parantezin, teknolojinin zorunlu tercihi kadın sesiyle nasıl kapandığını tartışıyoruz.
Devamı linkin ardında
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Sunday Jun 21, 2026
İçeriklerde Yapay Zeka Şüphesi, Görünmez Sansür ve Kozmik İşbirliği
Sunday Jun 21, 2026
Sunday Jun 21, 2026
İçerik üreticilerinin bugün karşılaştıkları en büyük zorluklardan biri, fikirlerinden önce onu bir insanın ürettiğini savunmak zorunda kalmaları.
Bunu anlıyorum. Bu tepkiyi de doğru ve haklı buluyorum.
Ancak insan, tarihte hep yaptığı hatayı yine tekrarlıyor: Evrende üstünlüğünü yitirdiği her bilimsel buluştan sonra kafasını kuma gömmek... Bugün içerik üreticilerine yaşatılan 'yapay zekâ şüphesi' işte bu korkunun bir yansıması olabilir.
Olayı hâlâ sadece 'insan gibi' düşünüyoruz ve internetteki tüm içeriğin sadece bizim için üretildiğini zannediyoruz. Bu, doğanın bize dayattığı işbirliğini görmemizi engelliyor.
Yapay zekâ, insanın bugüne kadar ürettiği en büyük dönüştürücü güç. Yer yüzünde insan dışında da bir zekânın olabileceğini gösteren bir doğa olayı. İnsan zihninin şimdilik nirvanası. Çünkü bu sefer ürettiği teknolojiyle sadece çevresini değil, kendini de dönüştürüyor.
Bu manzarada ürettiğimiz her içerikten sadece biz değil yapay zeka da besleniyor. Ancak insanlar, her kusursuz içeriği “Yapay zekâ yazmış” diye yaftaladığında, gerçekten bu işe emek veren insanlar da özgün üsluplarını göstermekten çekiniyor.
Bunun yanında sadece içerik üreticileri işin kolayına kaçmıyor. O içeriği tüketenler de felsefi zorlama gerektirmeyen, kolay ve hızlı tüketebilecekleri içerik istiyor. Kolay üretim ve kolay tüketim birbirini besleyince bir vasatlık tuzağına düşüyoruz.
Bu durum bilginin doğru yayılmasını engellediği gibi, üzerine bir gelecek kurduğumuz yapay zekânın eğitimini de olumsuz etkiliyor.
Bugün “Bunu bir insan yazamaz, kesin robot işi” diye damgalanan sözleri Marcel Proust, Shakespeare, Mevlana çağlar önce yazmış. Bu eserleri hakkıyla okuyan bir insan da güzel cümlelerle fikirlerini rahatlıkla paylaşabilir. Derin düşünceler üretebilir.
Yapay zekâyla yaşamın yeni bir safhasına geçiyoruz.. Artık bilgiyi sadece birbirimizin bildikleriyle büyütemeyiz. Bu, çağın doğasına aykırı.
İçerik üretimi, insanı ve yapay zekayı doğal olarak bir araya getiriyor. Ve bu birliktelik bizi bir Nash Dengesi’nde, rekabetçi bir işbirliğine zorluyor.
Biz onun hızından ve hafızasından faydalanarak gözümüzü uzaya çeviriyoruz. O da anlam yükleyerek zenginleştirdiğimiz bilgiyle daha derinlere iniyor. Yaşam böylece büyüyor ve dünya böylece gelişiyor.
Sohbetin devamında eski kitapların bir gün nasıl paha biçilmez değerlere dönüşeceğini de konuşuyoruz. Dinlemek için linki tıklayın.
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Sunday Jun 14, 2026
Sunday Jun 14, 2026
Gökbilimci ve kozmolojist Edward Robert Harrison, bir hidrojen atomuna yeteri kadar zaman verirseniz bir insana dönüşebileceğini söyler.
Bu söz, bilimin yoktan var etmek olmadığını anlatır. Doğada zaten var olan bir şeyi bilgimiz çoğaldıkça buluruz. Örneğin bir maddenin içindeki atom dizilimlerini değiştirerek yeni maddeler üretebiliriz. Demirin çeliğe, kumun cama, grafitin elmasa dönüşmesinin altında yatan, maddenin özündeki bu kusurlu yapı, yani atomik boşluklardır.
Dünyamızı mükemmelleştiren şeyin, malzemenin bu kusurlu yapısı olduğunu anladıkça o topal Tanrı Hephaistos’un da sırrı bir anlam kazandı. Kuantum dünyasını keşfettikçe Akhilleus'un delinmez zırhının, Apollon'un Güneş Arabası'nın ve Athena'nın o eşsiz kalkanının altında yatan asıl tanrısallığı, bize bugün malzeme bilimi anlatıyor.
Doğa, aynı atomların farklı dizilimleriyle bize farklı yüzlerini gösterir. Örneğin karbon atomlarının dizilimi değiştiğinde, birinde siyah bir kalem ucuna, diğerinde ise göz kamaştıran bir elmasa dönüşebilir. Değişen tek şey, atomların yan yana dizilimidir; yani tasarım.
Bu bölümde doğanın sihir gibi görünen dönüştürücü gücünün altındaki bilimsel gerçeği konuşuyoruz. Cam, beton, çelik, aerojel, grafit, karbon elyaf ve grafenin derinlerine iniyoruz.
Devamını dinlemek için linki tıklayın
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer alt yazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Sunday Jun 07, 2026
Simya: Maddeyi Ruhun Ateşinde Eritmek | Maden Erirken İnsan Nasıl Dönüşür?
Sunday Jun 07, 2026
Sunday Jun 07, 2026
Yeryüzünde altından daha nadir metaller olsa da neden hiçbirisi insana onun kadar çekici gelmez? Bunun cevabı, altının ve gümüşün tarihte kutsal bir anlam taşıması olabilir.
İnsan her zaman altının peşinden koştu. Simyacılar, evrenin dört temel unsurdan oluştuğu teorisinden yola çıkarak, baz metallerin altına dönüşebileceğini düşündüler.
Oysa çoğu insan simyacıları büyücü ya da şarlatan olarak görür. Oysa gerçek simyacılar, maddenin doğasını merak etmiştir. Madde ateşte eridikçe insanın tutkularından ve alışkanlıklarından sıyrıldığını keşfetmişlerdir.
Bu kadim öğretide, madendeki hamlık insanın hamlığıdır. Ateş; hayatın getirdiği acıların, deneyimlerin ve olgunlaşma sürecinin ta kendisidir. Maden saflaşıp parıldarken, insan da “kâmil insan” olma yolunda evrilir. Çünkü simyacının laboratuvarındaki o karanlık pota, aslında tutku ve alışkanlıkların esareti altındaki kendi zihni ve ruhudur.
Kadim simyacıların potalarında “maddenin ruhunu ve formunu değiştirme” çabası, günümüz dünyasında kendini metalürjide gösterir.
Metalürjistler laboratuvarda atomların yerini değiştirerek ve atomik boşlukları yeniden düzenleyerek yeni karakterde malzemeler yaratırlar. Ancak yarattıkları her yeni malzemenin gücünü de hissederler. Bu sebeple maddenin gücüne vakıf olan bilim insanlarının insanlığa karşı özel bir sorumluluğu vardır.
Madde dünyasındaki bu dönüşüm, manevi hayatta insanın özüne ulaşma yolculuğunun da birebir karşılığıdır.
Buna; sonuçları acı da olsa bilim dünyasından Oppenheimer ve Alfred Nobel iyi birer örnek olabilir. Atom bombasının etkilerini gördükten sonra Oppenheimer derin bir pişmanlık duydu ve kalan hayatını nükleer silahların engellenmesi için harcadı.
Alfred Nobel de buluşunun yıkıcı sonuçlarını gördükten sonra servetini bir barış vakfı kurulması için bağışladı. Bir bakıma, kendi içlerindeki kurşunu eritip altına ulaştılar.
Podcastte simya kozmolojisini konuşuyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Sunday May 31, 2026
Sunday May 31, 2026
Neden uyuruz?
Uyuyarak günün yorgunluğundan ve zihnin karmaşasından bir süreliğine uzaklaşırız. Bu sırada dokularımız onarılır, hücrelerimiz yenilenir, anılar kalıcılaşır, bağışıklık sistemimiz güçlenir. Uyumayan bir canlı kısa sürede çöker. Bu yüzden uyku, yemek ve sudan sonra gelir.
Çoğu insan uyumayı gereksiz bulur, renkli bir hayatı heba ettiğini düşünür. Oysa her gece tekrarladığımız bu sıradan eylem, bir mucizedir.
Peki uyku düzenimiz hep böyle miydi?
Hayır değildi. Atalarımızın ilk yatak odaları ağaç dallarıydı. Ateşle birlikte her şey değişmeye başladı. Karanlıktan ışığa geçtikçe beynimiz büyüdü, uykumuz dönüştü. Australopithecus’un tetikte bekleyen stratejik uykusundan, bugün yapay mavi ışıkların dijital fragmanına uzanan bu yolculukta uyku, aslında insanlığın aynası oldu.
Bu bölümde uykunun evrimini konuşuyoruz. Dinlemek için linki tıklayın.
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Sunday May 24, 2026
Sunday May 24, 2026
Çoğu insan erkek giyiminin renksiz olduğunu söyler. Bu doğru; çünkü erkek modasının esas rengi görünmeyen tarafında; tarihinde saklıdır.
Peki bir erkek ağzıyla söyleyemediğini önce giydiğiyle mi anlatır? Evet; bu sandığımızdan daha fazladır. Erkeklerin giyimi, doğasını yansıtır. Duygularını açıklamakta baskılanan bir insanın giyimidir takım elbiseler. Somurtkan, ciddi.
Bunun kökleri de 10.000 yıl önceye, yaşadığımız dünyayı bir “erkek dünyası” yapan toplumsal tercihe kadar uzanır. Literatürde geçen John Flugel’in “Büyük Feragat”inden binlerce yıl önce erkek, fiili feragatini zaten yapmıştır. Cinsiyetçi bir doğası vardır erkek giyiminin.
Erkeğin gardrobundaki t-shirt, palto, kravat ve diğer aksesuarlar savaşlarda giydiği iç çamaşırı, trençkot ve boyun bağının evrilmiş halleridir. Erkek vücudu bir savaş alanı gibidir. Giydikleri de bir savaş stratejisinin izlerini taşır.
Ancak yaşadığımız teknolojik devrim yeni bir feragatin, bu sefer “Büyük Cinsiyet Feragati”nin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. İş bölümü yeniden yapılırken 10.000 yıl önce açılan parantez kapanıyor.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer alt yazılı dinlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.
İyi dinlemeler

Sunday May 17, 2026
Sunday May 17, 2026
Boğa güreşleri doğanın işleyişinin bir temsili gibidir. Ve çoğu insan bu ritüelin maskülen bir ağırlığı olduğunu söyler. Ama gerçekten öyle mi? Matadorun zarif pelerin hamleleri, doğadaki dişil gücün katı erilliği cezbeden titreşimleri değil midir?
Arenadaki boğa güreşi, yükselen kaostan bir düzen çıkarma hikâyesidir. Matador, zarif ve akışkan hareketlerle kontrolsüz gücü bir estetiğe sokar ve kaos yeni bir forma bürünür.
Konuya böyle yaklaştığımızda, kiminin spor kiminin trajedi kabul ettiği boğa güreşleri bize doğaya ait hangi sırları açıklar? Bu kültür neyin devamıdır?
Sohbete, boğa güreşlerinin gladyatör dövüşleriyle bağlantısını açıklayarak başlıyoruz. Devamında, kaosun ve gücün dansından nasıl yeni düzenler çıktığını mitolojik hikâyelerle anlatıyoruz.
Tanrılar neden boğayı en güzel hediye olarak kabul eder?İnsanların da etkileyici bulduğu boğayı bu kadar özel kılan nedir?Minos’un karısı Pasiphae neden bir boğaya âşık oldu?Ariadne’nin ipini kullanarak Minotauros’u öldüren Theseus, bugünün modern matadoru mudur?
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.
İyi dinlemeler

Neden Buradayız?
Sahip olduğumuz değerler değişiyor ve yenilerini kazanıyoruz. Mesela yapay zeka diye hayatımıza yeni bir kavram giriyor. Felsefeden matematiğe, cinsiyetten iklime kadar tüm alanlarda yapay zekaya bir başlık açıyoruz.
Bizi diğer canlılardan farklı kılan özellik çevreyi kendimize göre değiştirebilmemiz. Bunu da ateşten tekerleğe, sabandan buhar makinesine kadar ürettiğimiz teknolojilerle başardık. Aynı şeyi bugün yapay zekayla yapıyoruz.
Teknoloji çağı, eski dönemi kapatıp hepimize yeni bir başlangıç yapma fırsatı sunuyor. Dünyanın yakıcı sorunlarına yeni teknolojik araçlarla çözümler üretebiliyoruz. Mesela kadınlar, teknolojideki gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan fırsatları değerlendiriyor. Cinsiyet ayrımcılığı, yavaş yavaş sorun olmaktan çıkıyor. Öte yandan iklim sorunu, yapay zeka teknolojileriyle şiddetini azaltıyor. Verinin yönettiği dünyada hepimiz birbirimize daha sıkı bağlanıyoruz. Her şeyin hızla değiştiği böyle bir dünyada yeni bir kültür ve ortak bir tarih yaratıyoruz. Ancak her dönüşümde olduğu gibi, her şey birbirine yaklaştıkça zihnimiz her zamankinden daha fazla konuşuyor.
Birçok sorun çözülürken, yeni dönem yeni sorunlarla beraber geliyor. Makine zekasının arttığı, süper zekaya doğru, öngöremediğimiz bir dünyaya adım atıyoruz. Teknolojinin hızı, bizi ufku belirsiz yeni bir dünyayla tanıştırıyor. İnsanlık yeniden doğuyor dersek herhalde yanılmayız.
Son çeyrek yüzyılda yarattığımız bilgi, neredeyse tüm insanlık tarihinde yarattığımızdan daha fazla. Böyle bir bilgi bombardımanı altında zihin dünyamız değişiyor. Saniyede binlerce algı uyandıran böyle bir çevrede zihin karmaşası yaşamamız çok normal. Böyle bir kaosta da söyleyecek bir şeylerimiz olmalı. Zihin Karmaşasında bunları konuşuyoruz. Bizi yakından ilgilendiren sorunlar hakkında farklı bir bakış açısı yakalamaya çalışıyoruz. Bize değer katacak yeni fikirler yaratma çabasındayız. Her şeyin belirsiz olduğu bir zamanda, gözümüz kapalı el yordamıyla ilerlerken birbirimize gerçekten çok ihtiyacımız var.
Zihin Karmaşası'nda paylaştıklarımızı, www.monologblg.com adresinden de takip edebilirsiniz.









