Zihin Karmaşası | Söyleyecek Bir Şeyim Var
Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.
Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.
Episodes

3 hours ago
3 hours ago
23 min
İnsanlık olarak teknolojiden olağanüstü beklentilerimiz var.
Ama bu beklentilerin getireceği risklere hazır mıyız?
Bunun ilk denemesini Temmuz ayında OpenAI ajanlarının test ortamından kaçmasıyla yaşadık.
Ajanların amaçları belki saldırmak değildi. Çünkü yöneticiler modele bir siber güvenlik krizini çözmesi için bir hedef koyduklarını söylüyor.
Ancak sorun da burada başlıyor. Yapay zekâ, kendisine verilen görevi yerine getirmek için durumu daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirebiliyor. Eğer problemin çözümü, test ortamının dışındaysa “ortamdan çıkma” komutu anlamını yitirebiliyor.
Bu durumda şu soru gerçekten çok önemli hale geliyor:
Bizi aşan ve bizden farklı düşünen bir zekâyı kontrol edebilir miyiz?
Belki de mesele yalnızca onu kontrol etmek değildir. Belki önce onu anlamamız gerekiyor.
Bunun için bu bölümde yapay zekânın penceresinden bakmayı deniyoruz.
Onun gözünde nasıl göründüğümüzü anlayabilmek için bir arıya daha dikkatli bakıyoruz.
Bugünü anlamlandırmak ve bizi nasıl bir geleceğin beklediğini anlamak için ilk insanların dünyasına bakıyoruz.
Ve şu sonuca varıyoruz: Yapay zekâyı yalnızca kendimize göre hizalamak yetmez, kendimizi de ona hizalamamız gerekir.
Bu kez mesele yapay zekânın ne dediğimizi anlaması değil, bizim onun ne düşündüğünü anlayıp anlayamayacağımız.
Yazıyı Monolog'da, seslendirmesini ise Zihin karmaşası podcastinde ve YouTube'da bulabilirsiniz.

Aug 16, 2026
Aug 16, 2026
16 min
Merhaba,
Bir ay daha geride kaldı ve şimdi Monolog Perde Arkası’nda ‘Yazılmayan Paragraflar’ zamanı.
Temmuz ayında konumuz edebiyat ve bilimdi. İlk bakışta birbirinden bağımsız yazılar gibi görünüyor. Ama yazdıkça konular arasındaki bağlantılar belirginleşti.
Örneğin bir madlen kuantum mekaniğini düşündürebilir mi?
Muhtemelen buna hayır diye cevap verirsiniz. Bunun altında bilimsel bir kanıt görmek istersiniz.
Ama bazen bir sorunun bilimsel olarak doğru olması gerekmez. Bizi başka bir soruya götürmesi yeterlidir.
Kayıp Zamanın İzinde ve ‘Kuantum Çağı’ serisini yazdığımda bende sanatın da bir fiziği olabileceği düşüncesi oluştu.
Dört yazının sonunda birbirinden çok farklı görünen bu konuları zihnimde birbirine bağlayan şey şunlardı:
Proust bana zamanı düşündürdü.
Süperpozisyon olasılığı.
Dolanıklık ilişkiyi.
Malzeme bilimi ise kusurların bile yeni bir başlangıç olabileceğini.
Hepsi, gördüğümüz gerçekliğin daha zengin olabileceğini anlatıyordu.
Üstelik zamanda birbirinden bağımsız görünen hayallerin, aradığımız gerçekliğin bir parçası olabileceğini gördüm.
Örneğin, Proust'un bir asır önce hayal ettiği zamanlar arası iletişim, Nolan'ın Interstellar’ında fiziksel bir gerçeklik olarak sahnelendi.
Bunun bilimsel bir bağlantı olduğunu iddia etmiyorum. Ama aynı soruya iki farklı dilin yaklaşımı olarak düşünebiliriz.
Bu bölümde, 'Monolog Perde Arkası'nın doğası gereği yazamadıklarımı anlatıyorum:
Kuantum biyolojisini, göçmen kuşları, geleceğin makine toplumunu, yapay zekâyı…
Ve belki de geleceğin en değerli şeyinin teknoloji değil, anlam olabileceğini.
Neden Marcel Proust'un, Shakespeare'in, Dante'nin, Mevlana’nın geleceğin nadir elementleri olacağını.
Temmuz ayında bu düşünceler yazılara yansımadı ama işin mutfağında kaldı.
Bu ayki Monolog Perde Arkası | Yazılmayan Paragraflar’da işin mutfağını beraber gezelim ve bu sorulara birlikte cevap arayalım.
İyi dinlemeler.
Podcasti Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer alt yazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Aug 15, 2026
Aug 15, 2026
18 min
Merhaba,
'Kuantum Çağı' serisinin son bölümünde 'Kuantum Algoritmaları' konuşuyoruz.
Bu kez kuantum bilgisayarların ne kadar güçlü olduklarını değil, problemlere nasıl yaklaştığından bahsediyoruz.
Grover ve Shor algoritmaları çoğu zaman yoğun matematik anlatımlarıyla karşımıza çıkıyor. Bu bölümde biz de algoritmaların yaptığı gibi, probleme yaklaşım biçimimizi değiştiriyoruz.
Bir yürüyüşün, attığımız tek bir adımın, hatta günlük alışkanlıklarımızın ardındaki görünmez algoritmalardan yola çıkarak kuantum algoritmalarını anlamaya çalışıyoruz.
Çünkü bana göre algoritmalar yalnızca bilgisayarların dili değil. Bize de karmaşık görünen bir dünyayı düzen içinde okuyabilmemizi sağlayan metod.
Kuantum çağının bize kazandıracağı en önemli şey belki de daha güçlü bilgisayarlar değil, doğanın işleyişine karşı geliştireceğimiz yeni bir bakış açısı.
Eğer bu serinin önceki bölümlerini takip ettiyseniz, bu bölüm bütün parçaların birleştiği final niteliğinde.
İlk kez karşılaşıyorsanız da hiçbir sorun yok. Bu bölüm sizi kuantum algoritmalarının temel fikriyle tanıştıracak. Grover ile Shor algoritmalarını teknik ayrıntılara boğulmadan sezgisel olarak anlayacaksınız.
Dinledikten sonra görüşlerinizi paylaşmayı unutmayın. Her yorum, bir sonraki yazının ve bölümün şekillenmesine katkı sağlıyor.
İyi dinlemeler
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Aug 2, 2026
Aug 2, 2026
21 min
Merhaba,
Kuantum üstünlüğü tam olarak nedir?
Kuantum üstünlüğü dendiğinde akla genellikle Google veya Çin’in rekor deneyleri geliyor. Ancak bu kavramı bir rekabetin içine sığdırmak hata olur.
Bu bölümde, protein katlanmasından fotosentezin kuantum sırrına, AlphaFold’dan füzyon enerjisine kadar uzanan örneklerle, kuantum bilgisayarların neden sadece daha hızlı değil, “başka türlü” hesapladığını konuşuyoruz.
Özellikle AlphaGenome gibi projeler, DNA’nın düzenleyici bölgelerini haritalayarak, yaşamın kodunu çözme yolunda önemli bir adım attı. Şimdi sırada, bu kodun nasıl katlandığını, nasıl şekil aldığını kuantum düzeyinde hesaplamak var.
Böylece kanseri bir tümöre dönüşmeden 50-100 hücrelik bir kümeyken tespit edebileceğiz. Alzheimer’a sebep olan amiloid proteinin yanlış katlandığını on yıllar öncesinden görüp erken teşhis yapabileceğiz. Böylelikle kişiye özel ilaçlar tasarlayabileceğiz.
Fotosentezin oda sıcaklığında kuantum tutarlılığını koruyabilmesi, termodinamik yasalarına meydan okuyor gibi görünüyor. Peki doğa bunu nasıl başarıyor? Ve biz bu sırrı kendi teknolojilerimize nasıl uyarlayabiliriz? İşte kuantum bilgisayarların asıl gücü, bu tür sorulara cevap aramakta yatıyor.
Füzyon enerjisinde ise kuantum bilgisayarlar, plazma ve manyetik alanların karmaşık etkileşimlerini simüle ederek, Dünya’da kontrol edilebilir bir yıldız ateşleme hayalini gerçeğe dönüştürebilir.
Kuantum avantajlarından belki de en önemlisi, doğaya bakışımızı değiştirmesi ve evrendeki konumumuzu bir kere daha sorgulamamız olacak. Kuantumun bize sağlayacağı en büyük üstünlük bu olur.
Bu yüzden kuantum üstünlüğü, bir şirketin ya da ülkenin elde ettiği bir “zafer” olamaz. İnsanlığın doğanın işleyişini anlama yolculuğunda attığı tarihi bir adımdır.
Bu bölümde kuantum bilgisayarların gerçekten neler yapabileceğini, doğanın kendi hesaplama mekanizmalarını anlamaya çalışıyoruz. Tüm bu konuları ve daha fazlasını bu bölümde detaylıca ele alıyoruz.
Doğanın hesaplama diline doğru bu heyecan verici yolculukta buluşalım.
İyi dinlemeler
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Jul 26, 2026
Jul 26, 2026
16 min
Merhaba,
Kuantum Çağı serimizin bu bölümünde kuantum bilgisayarların neden yalnızca fizik ya da yazılım problemi olmadığını konuşuyoruz.
Asıl mesele algoritmalar değil, malzemeler.
Bugüne kadar teknolojiyi daha küçük transistörler üreterek geliştirdik. Silikonu küçülttük, bilgisayarları cebimize kadar taşıdık. Ancak kuantum dünyasında işler tamamen değişiyor.
Kübitleri çalıştırmak için yalnızca iyi algoritmalar yetmiyor. Onları sessiz tutabilecek, kuantum davranışlarını koruyabilecek bambaşka malzemelere ihtiyaç duyuyoruz.
Bu bölümde bunun nedenini anlatırken doğanın bize milyarlarca yıldır gösterdiği çözümlere bakıyoruz.
Bir yaprak, güneş ışığını neredeyse kayıpsız biçimde enerjiye nasıl dönüştürüyor?
Lazer ışığı atomları nasıl değiştiriyor?
Neden kusursuz bir elmas kuantum teknolojileri için çoğu zaman işe yaramazken, içindeki küçücük bir kusur geleceğin bilgisayarını mümkün kılabiliyor?
Belki de doğa bize uzun zamandır aynı mesajı veriyor. Sorun kusurlar değil. Sorun, onların ne işe yaradığını henüz tam anlayamamış olmamız.
Bu bölümde malzeme biliminin neden kuantum çağının asıl belirleyicisi olduğunu sade örneklerle anlatmaya çalıştım.
Haftaya ise serinin belki de en ilginç ve sarsıcı konusuna geçiyoruz: Kuantum Üstünlüğü.
Gerçekten klasik bilgisayarların çözemeyeceği problemler var mı?
Kuantum bilgisayarlar dünyayı hangi noktada gerçekten değiştirecek?
Ve esas gerçek, henüz tanışmadığımız mı?
İyi dinlemeler.
Sohbeti daya detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Jul 19, 2026
Jul 19, 2026
15 min
Merhaba,
Geçen hafta, klasik bilgisayarların sınırlarına yaklaştığını ve kuantum bilgisayarların neden bambaşka bir yaklaşım sunduğunu konuştuk. Bilginin aynı anda hem 0 hem 1 olabildiği, doğanın anlaşılması zor fenomenine, yani "süperpozisyon" kavramına değindik.
Bu hafta ise kuantum mekaniğinin, doğanın işleyişindeki en büyüleyici ve sarsıcı ikinci büyük kavramını, Kuantum Dolanıklık’ı anlattım. Bu kavramı, Monolog'da daha önce sıkça ele aldığım bir ilkeyle özdeşleştirmeye çalıştım: Kozmik İşbirliği
Ancak “kuantumu anlamıyorum, bu terimler bana yabancı ve tuhaf geliyor” diyorsanız bilin ki dünyanın en büyük fizikçileri de sizinle aynı durumda.
Kuantum elektrodinamiğinin öncülerinden, Nobel ödüllü dahi fizikçi Richard Feynman'ın mealen şu sözleri hep kulağınızda olsun:
"Eğer kuantum mekaniğini anladığınızı düşünüyorsanız, kuantum mekaniğini anlamamışsınız demektir."
Albert Einstein, parçacıkların birbirilerinden ışık yılı uzaklıklarda olsalar bile ilişki içinde kalmasına “Tanrı zar atmaz” diyerek itiraz etmişti. Bunu “Uzaktaki Ürkütücü Eylem” olarak tanımladı.
Feynman bunu diyorsa, Einstein’ın zihni dolanıklığı kabul etmiyorsa, hiçbirimizin kuantumu anlayamamasına şaşırmayalım. Çünkü kuantum sağduyumuza aykırıdır ve sağduyumuz gerçeği temsil etmez.
Kuantum kuramı yalnızca öğrenilen bir bilgi değil; doğaya başka bir gözle bakmayı öğreten bir düşünme biçimidir. Kuantumu bilmekten öte içselleştirebiliriz.
Ben, anlaması zor olan bu konuyu okudukça, dinledikçe ve üzerine düşündükçe zamanla benimsedim. Süreç içinde parçalar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı.
Bizi kuantuma yönlendiren şey, kuantum kurallarıyla yönetilen doğayı merak etmemiz. Bu yüzden "Kuantumu anlamıyorum" diyerek pes etmeyin; Feynman'ı ve Einstein’ı hatırlayın.
Bu bilimi benimsemeye başladığınızda, doğanın ne kadar derin ve zengin olduğunu fark edeceksiniz. İşte o zaman dolanıklık gibi kavramlar, korkutucu olmaktan çıkıp büyüleyici hale gelir.
Şimdi dolanıklığın gizemli dünyasına linki tıklayarak girebilirsiniz.
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Jul 12, 2026
Jul 12, 2026
17 min
1997 yılında, profesyonel iş hayatıma başladığım şirketteki bilgisayarı hatırlıyorum. Klavyede bastığınız her tuş ekranı yeşillendiriyordu. Her birimiz satışlarımızı teker teker şirketteki tek bilgisayara yüklemek için sıraya girerdik. Çok havalıydı.
O günden bugüne bilgiyi çok büyüttük. Her eve bilgisayar girdi; yetmedi her masaya bir tane koyduk. O da yetmedi bilgisayarlar ceplerimize girdi. Biz dünyayı minyatürleştirdikçe bilgi daha da büyüdü. Küçülen aletlerin içine daha fazla bilgi depolayacak çipleri geliştirdik. Sonunda tuhaf bir dünyanın eşiğine geldik: Kuantum. Artık kesin bilginin yerine olasılıklarla dolu bir dünyaya adım atıyoruz.
Bu bağlamda, bugüne kadar her şeyi borçlu olduğumuz o geleneksel bilgisayar mantığı artık yükümüzü taşıyamaz. Yapay zekâ öyle bir veri üretiyor ki, veri merkezlerinin tükettiği enerji bir ülkenin harcadığından fazla olabiliyor. Bu durum klasik bilgisayarların sınırlarını zorluyor.
Bizi kuantuma sürükleyen şey, doğanın bizzat kendisi. Çünkü doğayı kuantum kuralları yönetir. Yapay zekâ da kendi gelişiminin önündeki en büyük engeli —klasik mantığı— aşmak için doğal olarak kuantuma yönelecek. Yakında doğanın diliyle konuşmaya başlayacağız.
Bu yüzden yaklaşan kuantum çağı benimsemek ve anlamak için 5 bölümlük bir seri hazırladım. Yapay zekâda olduğu gibi kuantum bilgisayarlar geldiğinde hazırlıksız yakalanmayalım ve zihnimizi hazırlayalım. Çünkü kuantum bilgisayım, klasik mantığın daha hızlı bir versiyonu değil, bir düşünme biçimi.
İlk bölüm, bilgisayarlarda valflerden silikon transistörlere nasıl geldiğimizi ve bilginin süperpozisyonunu konuşuyoruz.
Bu serinin ilk bölümünde buluşalım. Yorumlarınızla konuyu daha iyi anlamamıza yardımcı olun.
Podcasti Monolog'da daha detaylı okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Jul 5, 2026
Kayıp Zamanın İzinde | Zihnin İçsel Evreni
Jul 5, 2026
Jul 5, 2026
23 min
Çoğu insan Kayıp Zamanın İzinde'yi anlaşılması zor bulur. Bu bir yere kadar doğru olabilir. Uzun cümleleri okurken düşünceyi toparlamakta zorluklar yaşayabiliriz.
Oysa Marcel Proust'u anlamayı zorlaştıran şey, uzun cümleleri değil. Asıl zorluk, onun bize kendi bilincinde kurduğu dünyayı anlatması. Üstelik kendi zihnindeki dünyayı, başkalarının gözünden anlamaya çalışması.
Proust, insanı bir varlıktan ziyade, geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe geçtiği sürekli bir devinim olarak kabul eder. Yani insan saf zamandır. Bu da anlatması zor olanı daha da zorlaştırır. Bu yüzden Proust’un yaptığı iş, tek kelimeyle dahiyanedir.
Romanın bende bıraktığı izlenim, benim kendimi nasıl gördüğüm değil, başkalarının zihninde nasıl göründüğümün önemli olması. Kendi içsel zamanımızda kendimimizi konumlandırdığımız bir pozisyon var. Mesela kendimizi hiç yaşlanmamış hissedebiliriz. Peki başkalarının düşünce akışında bu böyle mi?
Proust, kendi bilincinde kurduğu dünyayı anlatırken bizi de bir düşünce yolculuğuna çıkarıyor. Zamanı kendi penceresinden aktarırken okuyucu da kendi zihninde bir pencere açıyor. Bazen tek bir tasvirinde ya da geliştirdiği bir bakış açısında, "Evet, bende de tam olarak böyle oluyor ama bunu hiç ifade edememiştim." dediğiniz anlarla karşılaşıyorsunuz.
Ben bir kitap analizi yapmak istedim Ancak Proust'un bana düşündürdükleri, beni kendi zihnimde yarattığım zamanı anlatmaya götürdü.
Bu podcastte, Proust'un zaman anlayışını Bergson, Einstein ve insan belleği üzerinden birlikte düşünmeye çalıştım.
Podcasti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz. Eğer altyazılı izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

Neden Buradayız?
Sahip olduğumuz değerler değişiyor ve yenilerini kazanıyoruz. Mesela yapay zeka diye hayatımıza yeni bir kavram giriyor. Felsefeden matematiğe, cinsiyetten iklime kadar tüm alanlarda yapay zekaya bir başlık açıyoruz.
Bizi diğer canlılardan farklı kılan özellik çevreyi kendimize göre değiştirebilmemiz. Bunu da ateşten tekerleğe, sabandan buhar makinesine kadar ürettiğimiz teknolojilerle başardık. Aynı şeyi bugün yapay zekayla yapıyoruz.
Teknoloji çağı, eski dönemi kapatıp hepimize yeni bir başlangıç yapma fırsatı sunuyor. Dünyanın yakıcı sorunlarına yeni teknolojik araçlarla çözümler üretebiliyoruz. Mesela kadınlar, teknolojideki gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan fırsatları değerlendiriyor. Cinsiyet ayrımcılığı, yavaş yavaş sorun olmaktan çıkıyor. Öte yandan iklim sorunu, yapay zeka teknolojileriyle şiddetini azaltıyor. Verinin yönettiği dünyada hepimiz birbirimize daha sıkı bağlanıyoruz. Her şeyin hızla değiştiği böyle bir dünyada yeni bir kültür ve ortak bir tarih yaratıyoruz. Ancak her dönüşümde olduğu gibi, her şey birbirine yaklaştıkça zihnimiz her zamankinden daha fazla konuşuyor.
Birçok sorun çözülürken, yeni dönem yeni sorunlarla beraber geliyor. Makine zekasının arttığı, süper zekaya doğru, öngöremediğimiz bir dünyaya adım atıyoruz. Teknolojinin hızı, bizi ufku belirsiz yeni bir dünyayla tanıştırıyor. İnsanlık yeniden doğuyor dersek herhalde yanılmayız.
Son çeyrek yüzyılda yarattığımız bilgi, neredeyse tüm insanlık tarihinde yarattığımızdan daha fazla. Böyle bir bilgi bombardımanı altında zihin dünyamız değişiyor. Saniyede binlerce algı uyandıran böyle bir çevrede zihin karmaşası yaşamamız çok normal. Böyle bir kaosta da söyleyecek bir şeylerimiz olmalı. Zihin Karmaşasında bunları konuşuyoruz. Bizi yakından ilgilendiren sorunlar hakkında farklı bir bakış açısı yakalamaya çalışıyoruz. Bize değer katacak yeni fikirler yaratma çabasındayız. Her şeyin belirsiz olduğu bir zamanda, gözümüz kapalı el yordamıyla ilerlerken birbirimize gerçekten çok ihtiyacımız var.
Zihin Karmaşası'nda paylaştıklarımızı, www.monologblg.com adresinden de takip edebilirsiniz.








