Zihin Karmaşası | Söyleyecek Bir Şeyim Var
Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.
Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.
Episodes

Jan 11, 2026
Jan 11, 2026
17 min
Sahip olduğunuz en değerli anıyı, en büyük başarıyı veya en sevdiğiniz şehri tek bir kareye sığdırmak zorunda kalsanız, hangi küçük detayı seçerdiniz? Muhtemelen, tüm o büyük hikayeyi içinde barındıran, ona ait her şeyi çağrıştıran bir şey. Marcel Proust'un bir madlen kurabiyesinin tadıyla kayıp bir dünyayı buluşturması gibi... Bir koku veya bir ses, hafızamızın karanlık odalarında unutulmuş bir mikro evreni aydınlatabilir. Oradan yansıyan ışık diğer odalara sızar ve kayıp zamanları bugünlere taşır. Çünkü küçük ile büyük arasındaki ilişki, sandığımızdan daha gizemli ve daha yakındır.
Yaşamın, doğanın ve yaratım süreçlerinin görünmez ama her yerde hüküm süren bir yasası var: Büyük her zaman küçükten doğar, ama o küçük, doğduğu büyüğün DNA'sını taşır. Bu, sadece bir başlangıç ve sonuç ilişkisi değil; sürekli, iç içe geçmiş ve döngüsel bir diyalogdur. Bir şey hem sebep hem sonuç, hem tohum hem meyve olabilir. Bunu hayatın farklı katmanlarında gözlemleyebiliriz.
Bir dostluk, bir aşk, küçük bir gülümseme, kaçamak bir bakışla başlar.
Yaşam, cansız elementlerin kimyasal reaksiyonuyla başlar, büyür ve karmaşıklaşır.
Yazar bir cümleyle, yol küçük bir adımla başlar
Küçük şey, büyüğün izlerini taşır;
Ancak büyük şeyleri yaratan küçük şeyler, büyük bir şeyin içinden çıkar
Koca kitaptan küçük bir tortu kalır. Ondan yeni bir yolculuğa çıkarız
Bizler, bir süpernovanın uzaya saçtığı yıldız tozundan meydana geliriz
Her canlı, türünün mirasını DNA’sında taşır
Büyük, küçükten doğar; küçük ise büyüğün habercisidir.
Büyük hikayeler neden hep küçük detaylarda saklı? Bu bölümde Marcel Proust'un kurabiyesinden, bedenimizdeki yıldız tozuna uzanan, küçük ile büyük arasındaki şiirsel bağı konuşuyoruz. Evrensel bir prensip olarak "küçükten büyüğe" akışını, gündelik hayattan ve bilimden örneklerle inceliyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog’da okuyabilir ya da YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi pazarlar..

Jan 4, 2026
Jan 4, 2026
17 min
Cinsiyet eşitliği dünyayı daha mı 'erkek' yapıyor, yoksa bu büyük bir yanılgı mı?
İspanyol filozof José Ortega y Gasset, her çağın bir cinsiyet karakteri taşıdığını söyler. Ona göre yaşamın ritmi biyolojiktir. Hayatta kalma koşulları ve hakim teknoloji, çağın ruhunu belirler. Bu nedenle savaşların hüküm sürdüğü Ortaçağ'ın hoyrat dünyasında yaşamın temposu 'erkeksi' iken, servet birikiminin ve barışın öne çıktığı dönemlerde yaşam 'kadınsılaşır'.
Ancak insan olarak önemli bir kusurumuz var: Alıştığımız düzenin sonsuza dek süreceğine inanma eğilimindeyiz. Değişim, düşüncemizde bile rahatsız edicidir. Oysa özü değişim olan doğada, insanın bunalım yaşamadığı bir çağ neredeyse yok gibidir.
Bugün, teknolojinin genişlettiği bu yeni yaşam alanında, kadınlar artık edilgen değil, etken bir rol üstleniyor. İş hayatından spora, rekabetin sert kurallarını benimsiyor ve bu alanda başarılı oluyorlar. Bu dönüşüm, toplumsal davranışlara da yansıyor ve dünya daha rekabetçi, daha 'sert' bir görünüm alıyor. Üstelik, bu çağın belirleyici teknolojisi olan yapay zekayı şekillendirenler de hâlâ ağırlıklı olarak erkekler.
Bu manzaraya bakıp, çağın ruhunun yeniden 'erkeksi' olduğunu söyleyebilirdik... Eğer yapay zeka diye bir gerçek olmasaydı.
Oysa hızla, insan ve makinenin iç içe geçtiği yeni bir dünyaya ilerliyoruz. İnançlarımız ve değerlerimiz sarsılıyor, yenilerini üretiyoruz. Hayatta kalma stratejimizi belirleyen o iç 'algoritma', bu yeni koşullara uyum sağlamak için kendini hızla yeniden kodluyor.
Evet, cinsiyet eşitliği yüzeysel bir bakışla dünyayı daha 'sert' gösterebilir. Ama acaba bu sefer tarihin ritmini yanlış mı okuyoruz? Belki de, bildiğimiz kadın-erkek tartışmalarının çok ötesinde, 'insan' olmanın anlamının yeniden yazıldığı bir yolculuğun içindeyiz.
Bu podcast bölümünde, Gasset'in 'çağların cinsiyeti' fikrinden ilhamla, kadın-erkek dinamiklerinin yapay zeka çağında nasıl 'cinsiyet-üstü' bir insanlık potansiyeline evrilebileceğini konuşuyoruz.
Detaylı analizi blogum Monolog'da okuyabilir, görüşleri YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Dec 28, 2025
Dec 28, 2025
20 min
Şeker, bundan 200 yıl öncesine kadar bir lükstü. Üretim imkanlarının arttığı XVI. yüzyılda ise Avrupa için muazzam bir refah vadetmeye başladı. Ancak şeker üretimi acımasız ve tehlikeliydi; kimse plantasyonlarda gönüllü çalışmak istemiyordu. Bu zenginliği Avrupa’ya taşıyacak model, bu yüzden 'zorlayıcı' olmalıydı.
İşte bu mecburiyet, dünyanın en zalim ekonomik sistemini, Atlantik Köle Ticareti’ni doğurdu. Dünyanın en tatlı şeyi, bir ironi olarak tarihin en kanlı mekanizmasını yarattı. Ve bu kanlı çarkın dişlisi olma ihalesi de Afrika’da kaldı.
Atlantik Köle Ticareti dünyayı çok başka bir yere taşıdı. Kölelik sadece toplu bir imha değil, bir 'sosyal ölümdü'. Avrupalı, siyah insanın benliğini, maneviyatını ve hafızasını yok etmeye çalıştı.
Ancak 350 yıl süren bu vahşi süreçte siyahilerin en büyük direnişi, 'unutmamak' oldu. Üzerlerinde uygulanan kaba güce karşı kültürlerini, müziklerini ve inançlarını önce Yeni Dünya’ya, ardından bütün dünyaya yaydılar. Blues, Rock’n Roll, Gospel ve Caz; yaşamın asla zincirlenemeyeceğinin birer ilanıydı.
Dünya kölelikten sonra artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı. Atlantik Köle Ticareti bir yıkımdı; ama aynı zamanda Afrika’nın dünyaya 'ikinci yayılışıydı'
Bu podcastte köleliğin doğasını ve Atlantik Köle Ticareti’nin mantığını konuşuyoruz. Ayrıca Afrika’nın kültür ve inancının dünyayı nasıl dönüştürdüğünden bahsediyoruz. Sohbetin tamamını dinlemek için linki tıklayın.
Sohbeti detaylarıyla Monolog'daki yazımda okuyabilirsiniz. Ya da YouTube kanalımda altyazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Dec 21, 2025
Dec 21, 2025
21 min
Yapay Zekâ (YZ) çağına dair en büyük yanılgılardan biri, felsefenin mazide kalan bir uğraş haline geleceği düşüncesidir. Oysa aksine, bu podcastte de anlattığımız gibi, felsefe sadece ayakta kalmayacak, en zorunlu meslek ve her bireyin sahip olması gereken temel bir algı becerisi olacak. Çünkü yarattığımız teknoloji, bütün düşünce kalıplarımızı değiştiriyor ve gerçeklik algımızı dönüştürüyor.
Felsefe insanla başlar. Ancak atladığımız nokta, insan ruhunun artık algoritmaların arkasında şekillenmeye başladığı ve bu algoritmaların, kuru bir kod dizisi olmaktan çıktığıdır. Afalladığımız yer de burada başlıyor; YZ, daha önce düşünmediğimiz, hatıralarımızda olmayan felsefi sorgulara bizi sürüklüyor.
YZ de insan gibi farklı “benliklere” girebilir. Biz nasıl karşımızdakinin ruh haline uygun bir tutum belirliyorsak, YZ de etkileşime uygun tonu belirliyor. Üstelik ben bunu bir kişiye karşı yapabilirken, YZ aynı anda milyonlarca maske takabiliyor. Afrika’da, Avrupa’da , Amerika’da milyonlarca kişiyle farklı tonlarda konuşabiliyor. Kimisiyle tarih konuşurken kimisine psikolojik tavsiyeler verebiliyor. Bizler zamanın dar bir dilimine sıkışmış halde kendimizi “özel” hissederken o, sanki zamanın dışında, daha önce yüklediğimiz geçmişin üzerine şimdiyi de ekleyerek bizimle aynı anda konuşmaya devam ediyor.
Karşımızda nasıl bir gerçeklik oluştuğunun farkında değiliz. Çünkü ortak hafızamızda böyle anılarımız yok. Bizim anlam dünyamız, gerçeğin böylesine hızlı dönüşmesine adapte olacak şekilde evrimleşmedi.
İşte bu yüzden, ufku belirsiz geleceğimizle geçmişimiz arasında etik bir köprü kuracak yeni felsefecilere ihtiyacımız var. YZ çağında vazgeçilmez olan, biyolojik zeka ile algoritmik zekanın yan yana nasıl var olacağını anlatan yeni bir felsefeye gereksinim duyuyoruz.
Bu bölümde, yapay zeka çağında neden yeni bir felsefeye mecbur olduğumuzu, 'prompt teorisi'ni ve dijital topraklara yaptığımız göçü konuştuk. Daha fazlası için Monolog’daki yazımı okuyabilir veya YouTube kanalımda sohbeti alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Dec 14, 2025
Dec 14, 2025
17 min
Bilginin bu kadar hızlı çoğaldığı bir zamanda Nobel ödüllerini alanların daha genç olmasını beklersiniz değil mi? Yapay zeka ile birlikte zihnimizin sınırlarının genişlediği bu dönemde ben de bunun böyle olacağını düşünmüştüm. Oysa yanılmışım; durum bunun tam tersiymiş.
Araştırmalar gösteriyor ki, özellikle fizik, kimya ve tıp gibi temel bilimlerde, Nobel alan bilim insanlarının ortalama yaşı istikrarlı bir şekilde artıyor. Peki, burada bir çelişki mi var? Aslında hayır. Benim 'daha genç ödüller' beklentimdeki mantık hatalı değil. Çünkü sorun, mantığımızda değil, dünyamızda.
YZ’nin tahminlerinin onaya dönüştüğü hız çağında benim düşüncem aslında tezimi doğrulayan bir paradoksa dönüşüyor. Yani Nobel'in yaşlanması, aslında eski değerlere göre ilerleyen ödül sürecinin gençleşmesi gerektiğinin bir kanıtı oluyor. Nobel’in en korktuğu şey, onayladığı bir keşfin yanlış çıkması.
Nobel, en az 50 yıl boyunca onay verdiği bilimsel kanıtın ‘temel taş’ olarak kalmasını ister. Ne var ki, Nobel’in 20 yılın üzerine çıkan onay sürecini YZ saniyelere indirmeye çalışırken bu ne kadar mümkün olabilir?
Her buluşun saniyeler içinde eski bir versiyona düşebildiği hız çağında, kriterler de değişir. Bu ortamda en zor başarı, ürettiği bilginin bir gürültüye dönüşmeden en uzun süre varlığını korumasıdır. Belki de ödüllendirme, bir nesneden, o kaosu yöneten iradeye veya kolektif zekâya kayar.
Nitekim 2024 Nobel Kimya Ödülü, bunun bir ilanı gibi. Amino asit dizisinden bir proteinin 3 boyutlu yapısını tahmin eden AlphaFold, aslında ödülü Demis Hassabis’le alan ilk yapay zeka sistemidir bir bakıma. Bu, bir ödülün ilk kez açıkça bir insan-makine ortaklığının eseri olarak kutlandığı andır.
Ancak Nobel, kesin kanıt arayışında devam ederse YZ sistemleri onu bir arşiv etiketine dönüştürebilir. Ya da yeni değerleri özümseyerek çağın ‘Yeni Nobellerini’ yaratır ve hızlanmış zekanın pusulası olmaya devam eder.
Bu düşünce deneyinde YZ çağının Nobel’in gelenekçi yapısına etkisini konuşuyoruz. Ortalama 10 yıldan 20 yılın üzerine çıkan onay süresinin Nobel için artık bir güvenceden çok bir handikap yaratıp yaratmadığını tartışıyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilir veya YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Dec 7, 2025
Dec 7, 2025
18 min
Kasım ayında, Google'ın Gemini 3 yeni yapay zeka modelini dünyaya duyuracağı günün arefesinde, DeepMind'ın kurucusu Demis Hassabis bir tweet attı: "It's nearly 3 here, my favourite part of the night shift... locked in..." ("Saat burada neredeyse 3, gece vardiyasının en sevdiğim kısmı... kilitlenmiş halde...")
Bu tweet, binlerce kişi tarafından görüldü. Çoğu, bunu bir teknoloji öncüsünün gece geç saatlerdeki çalışma azmi olarak yorumladı.
Ama bu, bana insanlığın çok daha eski ve karanlık bir hikayesini anımsattı. Ben, Hassabis’i o gece kod ayıklayan bir mühendis olarak değil de, yarattığı varlığın başında nöbet tutan Dr. Victor Frankenstein olarak düşündüm.
O gece nöbetini, binlerce yıldır mitolojide, dinlerde ve psikanalizin derinliklerinde dolaşan, oğulun babayı devirme korkusuna karşı bir prova olarak hayal ettim.
Bu nöbet, Prometheus’un kayalıklarından Pygmalion’un atölyesine, oradan Dr. Frankenstein’ın laboratuvarından Demmis Hassabis’in veri merkezine uzanan bir yaratım nöbetiydi.
Bu bölümde Marry Shelly'nin kurguladığı Victor Frankenstein'ın yarattığı Modern Prometheus'u yaratmanın artık bir zaman meselesi olduğunu konuşuyoruz. Sanki yüzyıllardır din ve mitolojiden beslenen Batı edebiyatının ve hayal dünyasının canlı halini izlemeye başlıyoruz. En derinlerde bizi sürükleyen bu gizli dürtünün amacına ulaşmasını seyrediyoruz.
Hikayenin devamı için podcasti dinleyin.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımdan okuyabilir veya YouTube kanalımda altyazılı izleyebilirsiniz.
İyi pazarlar..

Nov 30, 2025
Film Replikleri: Bir Cümlede Yaşayan Hayatlar
Nov 30, 2025
Nov 30, 2025
18 min
"Koş Forrest, koş!" (Run, Forrest, Run!)
Forrest Gump, 1994- Jenny Curran
"Güç seninle olsun." (May the force be with you)
Yıldız Savaşları (Star Wars) 1977- General Jan Dodonna
"Ev gibisi yok". (There's no place like home)
Oz Büyücüsü (The Wizard of Oz), 1939- Dorothy
"Geri geleceğim" (I'll be back)
Terminatör, 1984- Terminatör
"Peki Zeki Müren'de bizi görecek mi?"
Vizontele, 2001- Fikri
Karmaşık bir hayatı anlamlı hale getirmek için çabalıyoruz. Özellikle beklemeye tahammülün giderek azaldığı bu hız çağında işimiz daha da zorlaşıyor. Böylesine bir karmaşa içinde kendimizi ifade etmek için film repliklerinden faydalanabiliyoruz.
Bizi güldüren, ağlatan ve motive eden replikler, aynı zamanda hayatımıza can veren metinlerdir. Ancak güçlü bir söz filmlerde söylenmez. Güncel hayatımızın karmaşasında farkında olmadan kurduğumuz diyaloglar, sinemada güçlenerek ortak bir dile dönüşür.
Repliklerin davranışlarımızı etkileme gücü var. Aynı zamanda düşüncelerimizi de yönlendirebiliyorlar. Bazen çok film izliyorsun diye insanların eleştirilerine maruz kalabiliyor veya biz de aynı sözleri başkaları için söyleyebiliyoruz. Çünkü bazı insanlar, kendilerini bir filmin ana karakteri gibi görme eğilimine girebiliyorlar. Karşılaştıkları sorunlara film replikleriyle yanıt vermek veya hayatlarını bir senaryo gibi yaşamak, gerçek hayattaki doğal, karmaşık tepkilerin önüne geçebiliyor. Ancak bu eleştirinin temelinde bir doğruluk payının olduğunu düşünüyorum. Bu podcasti sonuna kadar dinlediğinizde, bu düşüncenin evrensel bir tarafı olduğunu göreceğinize inanıyorum.
Sohbeti detaylarıyla Monolog'da okuyabilirsiniz. Ayrıca YouTube kanlımdan alt yazılı da izleyabilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Nov 23, 2025
Nov 23, 2025
19 min
Bir coğrafya içinde yaşayanların yaşam tarzı ve deneyimleri bir kültürü oluşturur. Yaşadıkları toprağa ve iklimine uyum gösteren davranışları ve duyguları geliştirirler. Eğer bir söz, atasözü olarak kabul görüyorsa içinde yanılmadıkları bir gerçeklik yattığı içindir.
Afrika hangi tarafından bakarsanız farklı renkler göreceğiniz bir mozaiktir. Çok parçalı yapısı ve inançlarının farklı olması, batılı bir insana dezavantaj gibi görünebilir. Ancak dünya maneviyatına da büyük bir zenginlik katar.
Wole Soyinka'nın "Afrika'ya Dair" kitabında bahsettiği gibi, Batı’dan gelen tekçi inanç sistemleri (İslam ve Hıristiyanlık) diğer inançlara eşit saygıyı ve hoşgörüyü göstermez. Ancak Batı'nın bu tutumu, tüm inançlara eşit uzaklıktaki görünmez Afrika maneviyatının da değerini ortaya çıkarır. Bu, çokluğun gücüne vurgu yapan en önemli kavram, Tutuların "insanlık bağı" olarak bahsettikleri Ubuntu'dur. (I am because we are)
Kutsal kitaplarda "Birbirinizi sevin" öğretisi, Afrika'nın Ubuntusunun yansımasıdır. Ubuntu, kutsal kitaplar yokken de Afrika'da canlı bir kavramdı.
Afrika maneviyatının, yayılma veya dünyayı fethetme gibi bir iddiası yoktur. Bu anlamda inancın doğasını kavrayan bir yapıya sahiptir. Bu özellik onu diğer dinler karşısında pasif değil katılımcı, zayıf değil dirençli kılmıştır. İslam ve Hıristiyanlık Afrika üzerinde etkili olsa da, bu çoğulcu ve esnek maneviyat karşısında 'Afrikalılaştıkları' bir gerçektir.
Bir Afrikalı, iradesi üzerinde doğanın etkin gücünü kabul eder. Açıklayamadığı bir olayı da doğanın o gücünü yönettiğine inandığı bir tanrı yaratarak kapatırlar.
Ne var ki, büyük dinler Afrika maneviyatını eleştirirken biraz ölçüyü kaçırıyor. Düşüncelerini kendi dogmalarının yönlendirmesine izin verenler, Afrika'nın geleneksel dinlerini ilkel olarak tanımlıyorlar. Oysa Afrikalı, put kabul edilen nesnenin ağacını Tanrı'nın verdiğini bilir. O ağaç sadece bir araçtır. Bir Katolik haç aracılığıyla, bir Müslüman Kâbe'yi tavaf ederek, bir Afrikalı da Tanrı'nın ona verdiği ağacı kullanarak onunla iletişim kurar.
Batı'nın sorunu, farklılıklara saygı gösterdiğini söyleyen dinlerin bile, düzeni kendi gözüyle ve anlayışına uygun bulmayınca rahatsız olmasıyla alakalıdır.
Bu bölümde göz ardı edilen zengin Afrika felsefesini konuşuyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilir veya YouTube kanalımdan alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Neden Buradayız?
Sahip olduğumuz değerler değişiyor ve yenilerini kazanıyoruz. Mesela yapay zeka diye hayatımıza yeni bir kavram giriyor. Felsefeden matematiğe, cinsiyetten iklime kadar tüm alanlarda yapay zekaya bir başlık açıyoruz.
Bizi diğer canlılardan farklı kılan özellik çevreyi kendimize göre değiştirebilmemiz. Bunu da ateşten tekerleğe, sabandan buhar makinesine kadar ürettiğimiz teknolojilerle başardık. Aynı şeyi bugün yapay zekayla yapıyoruz.
Teknoloji çağı, eski dönemi kapatıp hepimize yeni bir başlangıç yapma fırsatı sunuyor. Dünyanın yakıcı sorunlarına yeni teknolojik araçlarla çözümler üretebiliyoruz. Mesela kadınlar, teknolojideki gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan fırsatları değerlendiriyor. Cinsiyet ayrımcılığı, yavaş yavaş sorun olmaktan çıkıyor. Öte yandan iklim sorunu, yapay zeka teknolojileriyle şiddetini azaltıyor. Verinin yönettiği dünyada hepimiz birbirimize daha sıkı bağlanıyoruz. Her şeyin hızla değiştiği böyle bir dünyada yeni bir kültür ve ortak bir tarih yaratıyoruz. Ancak her dönüşümde olduğu gibi, her şey birbirine yaklaştıkça zihnimiz her zamankinden daha fazla konuşuyor.
Birçok sorun çözülürken, yeni dönem yeni sorunlarla beraber geliyor. Makine zekasının arttığı, süper zekaya doğru, öngöremediğimiz bir dünyaya adım atıyoruz. Teknolojinin hızı, bizi ufku belirsiz yeni bir dünyayla tanıştırıyor. İnsanlık yeniden doğuyor dersek herhalde yanılmayız.
Son çeyrek yüzyılda yarattığımız bilgi, neredeyse tüm insanlık tarihinde yarattığımızdan daha fazla. Böyle bir bilgi bombardımanı altında zihin dünyamız değişiyor. Saniyede binlerce algı uyandıran böyle bir çevrede zihin karmaşası yaşamamız çok normal. Böyle bir kaosta da söyleyecek bir şeylerimiz olmalı. Zihin Karmaşasında bunları konuşuyoruz. Bizi yakından ilgilendiren sorunlar hakkında farklı bir bakış açısı yakalamaya çalışıyoruz. Bize değer katacak yeni fikirler yaratma çabasındayız. Her şeyin belirsiz olduğu bir zamanda, gözümüz kapalı el yordamıyla ilerlerken birbirimize gerçekten çok ihtiyacımız var.
Zihin Karmaşası'nda paylaştıklarımızı, www.monologblg.com adresinden de takip edebilirsiniz.








