Zihin Karmaşası | Söyleyecek Bir Şeyim Var
Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.
Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.
Episodes

Nov 16, 2025
Nov 16, 2025
15 min
Az sözcükle düşünüyor ve konuşuyoruz. Az okuyoruz ve az yazıyoruz ama her şeyin en çoğunu istiyoruz. Az çaba gösterdiğimiz her faaliyetimizden en yüksek verimi almak istiyoruz. Ancak bu kadar az girdiyle yarattığımız dünya da kaçınılmaz olarak 'az' oluyor.
Bugün dünyada en başarılı insanlar, bu başarılarını yazarak düşünmelerine borçlu olduklarını söylüyorlar. Tarihi kişilikler kendi aralarındaki konuşmaların çoğunu birbirlerine yazdıkları küçük notlarla gerçekleştirmiş. Örneğin Atatürk, çok okumasının yanında günün özetini bir kağıda dökerek zihninde manzarayı netleştirirdi. Tarihe yön veren pek çok lider ve düşünür de bu yöntemi kullanmış; kendi geçmişleri ve okuduklarıyla bağ kurarak, yazı aracılığıyla geleceğin stratejilerini inşa etmişlerdir.
Bu insanlar, öncelikle neye sahip olduklarının farkına varmışlar. Kendilerini tanıyarak insana ulaşmışlar. Bir iş zekası veya askeri deha olmanın koşulunun, yaşama her yönden bakabilen bir zihinle mümkün olduğunu anlamışlar. Bu potansiyel zenginliği de yazarak ortaya çıkarmışlar.
Günlük hayatta yaptığımız konuşmalar bizde yeni düşünceler uyandırır. Ancak bunlar günün sonunda flu kalır. Başkalarından emanet aldığımız bu düşünceleri yazarak derinleştirmezsek kendimizi kaba ve sığ bir hayata sıkıştırırız. Zaten çoğumuz tek bir bakış açısına hapsolmuş yaşıyoruz. Üzerinde oturduğumuz mirasın farkında olmadan, derinlerden habersiz, iç dünyamızı zenginleştirmek yerine sadece dışarıdakine odaklanıyoruz.
Oysa dışarıya, kazandığımız para da dahil, yansıttığımız her şey, aklımızdaki tasarımın yansımasıdır. Bu tasarımı da yazdıkça olgunlaştırdığımız düşüncelerimizle zenginleştirebiliriz.
Bu bölümde, yazmanın sadece bir alışkanlık değil, kozmik bir gücü olduğunu da konuşuyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilir ve YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Nov 9, 2025
Nov 9, 2025
20 min
İnsan, kendi türünü yok edecek yaratıcılığı, onu geliştirecek teknolojilerin içinden çıkarıyor. Kendini güvende hissetmek için inşa ettiği her yapının içinde onu rahatsız eden bir şey var. Hem birlikte yaşama ihtiyacı hem de bu birlikteliğin kaçınılmaz olarak bir hegemonya kurma arzusuna hizmet etmesi, içimizdeki gerginliği hiç azaltmıyor.
Hayatlarımızın yanılgılarla dolu olması da herhalde içimizdeki bu çelişkiden kaynaklanıyor. Atomu parçalayarak nükleer enerjiyi temiz enerji olarak kullanabiliyoruz. Ancak bu teknolojiyi türümüze egemen olmak için de kullanıyoruz. Tüm dünyanın enerji sorununu çözmek varken tercihimizi dünyayı imha edecek nükleer silahlar üreterek kullanıyoruz. Yapay zeka gibi bir teknolojiyi, sağlıktan ekonomiye kadar her alanda kronik sorunları çözmek için kullanıyoruz. Ancak bu dönüştürücü teknoloji, bunu üretenler tarafından verilerimizi ele geçirmek için de kullanılabiliyor. Bir daha dünya savaşları olmasın diye kurduğumuz siyasi yapıya kendi ideolojimizi dayatarak dünyaya bu sefer soğuk bir savaşı yaşatıyoruz. Soğuk savaşın bitmesiyle nükleer silahların artık üretilmeyeceğini umuyoruz ama yine başaramıyoruz. Tek kutuplu dünyada teknolojinin yayılmasıyla kutup sayısı artıyor ve bırakın silahların azalmasını, nükleer güce sahip ülke sayısı artıyor.
İyi niyetlerle yapılan her yeniliğin kötü versiyonunu üretiyor; ardından onun panzehiri olan iyiyi yeniden üretiyoruz. Bu sarmal içinde sürekli bir tatmin ve tatminsizlik alışverişi içinde bir medeniyet yaratıyoruz. Ancak bu hükmetme arzusu, evrende yaşayabileceğimiz tek evimiz Dünya’yı bir felakete sürüklüyor. Aslında Dünya’ya bir şey olmuyor; sadece bizim açımızdan yaşanabilir bir yer olmaktan çıkarıyoruz. Hepimiz, farkında olmadan bir geri sayımın içindeymişiz gibi yaşıyoruz.
‘House of Dynamites’ Hiroşima ile başlayan, Soğuk Savaş'la büyüyen nükleer silah sarmalının bugün geldiği boyutu anlatıyor. Ne kadar ileri teknolojiler üretsek de tespit edilemeyen belirsiz cisimler yine de oluyor. 300.000 yıllık geçmişe sahip modern insanın kurduğu medeniyetin ömrü, önlenemeyen tek bir tehditle 19 dakikada sona eriyor.
Bigelow, filmin sonunda bizi bir düşünce deneyiyle baş başa bırakıyor. Filmde 3 farklı bakış açısıyla anlatmaya çalıştığı insanın kusursuz sonunu, kalan 8 milyar insanın yorumuna bırakıyor. Bir nükleer savaşı, Gazze ya da Irak savaşlarını oturma odamızda canlı olarak seyrettiğimiz gibi seyredeceğimizi zanneden bizlere kendi hikayemizi nasıl yazacağımızı soruyor.
Bir nükleer savaş deneyimimiz olmasa da en iyi bildiğimiz tarafı çok kısa süreceğidir. Bir füze havalandığında savaş başlar ve aynı anda biter. Bizler sadece tekilliğe giden yolculuğumuzda son dakikalarımızı sayabiliriz. Film, farklı beklentileri olanları belki mutlu etmemiş olabilir. Ancak bana bildiğimi sandığım bir nükleer felaketi farklı bir açıdan sunduğu için House of Dynamites'i başarılı buldum.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımdan okuyabilir ve You Tube kanalımdan alt yazılı olarak dinleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Nov 2, 2025
Nov 2, 2025
18 min
Google, son 10 yılda gerçekleştirdiği ufuk açıcı çalışmalarla bilime çok önemli katkılar sunuyor. İklimden eğitime, ekonomiden sağlığa ve biyobilime kadar aldığı sonuçlar gerçekten çarpıcı.
Google'ın yeni projesi AlphaGenome, bize sadece hastalıkları değil, 'Yaratılışın Kullanım Kılavuzu'nu da okuyabilme gücünü veriyor. Kanserin ötesinde, evrimin en büyük sırrı, DNA’nın karanlık maddesini de çözme fırsatını sağlıyor.
Şu anda DNA’nın %98’ini oluşturan karanlık madde protein kodlamıyor. Ancak işin gizemi de burada yatıyor; genlerin ne zaman ve nerede açılıp kapanacağını kontrol eden kritik düzenleyici unsurlar bu bölgede barınıyor olabilir. Bu anlamda karanlık madde, genomun kara kutusu gibidir. Dizilemenin uzatılması, bu "karanlık maddeyi" aydınlatarak, genetik bozuklukların ve hastalıkların temelindeki nedenleri daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Bu, DNA’nın karanlık maddesinin derinliklerine inerek, mutasyondan önce o hücrenin ne olduğunu görmek anlamına geliyor. Bu yüksek çözünürlük, bize gerçek kimliğimizi anlama şansını veriyor. En yakın akrabamız şempanzeden ayrıldığımız anlarda ne olduğumuzu bilmektir bu.
Bu teknoloji, bize adeta evreni ve yaşamı oluştururken Tanrı'nın düşüncelerini izleme fırsatını sunuyor. Sanki yaşamın filminin başa sarıp, oluş anını izliyoruz.
Bu bölümde, bir teknoloji haberi olmanın çok ötesine geçip, AlphaGenome'u yeni bir yaratım sürecinin köşe taşı olarak ele aldım. Maneviyatımızı zenginleştiren, evrendeki yerimizi büyüten ve bizi 'yaratıcı' konumuna yükselten o olağanüstü süreci anlatmaya çalıştım.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımda okuyabilir veya You Tube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Oct 26, 2025
Oct 26, 2025
16 min
Afrika ile ilgili ilk bölümde, ilk insanların bu kıtada evrildiğini ve insanlığın dünyaya buradan yayıldığını konuşmuştuk. Ancak bu fiziki göç sessiz olmamıştır. Atalarımız, bugün konuştuğumuz dillerin tohumunu da yanlarında taşıdılar. Bu anlamda Afrika'dan çıkışımız, bir beden göçünün ötesindedir. Atalarımızın bu cesur çıkışı, bize en büyük armağanı, dili hediye eden bir yolculuktu. Bugün çevremizle iletişimimizde, sanatta, bilim ve teknolojide, genlerimizde olduğu kadar içimizdeki Afrika'nın yankısını duyarız.
Dünya'da Afrika'yı ne kadar soyutlamaya çalışsak da, köklerimizin oraya ait olduğu artık kesin gibi. Bizi diğer primatlardan ayıran davranışsal özelliklerin ve zihinsel alışkanlıklarımızın izleri, ilk Afrikalı atalarımıza kadar uzanıyor. Bugün en önemli hazinemiz olan dilimiz de Afrikalıdır. Hatta bazı dilbilimciler, tüm dünya dillerinin kadim Khoisan dilinden türediğini öne sürer. Kelimelerimiz de, tıpkı genlerimiz gibi, Afrika'dan çıkan o tek ailenin mirasıdır.
Çok küçük bir grubun kendi basit tekneleriyle Bab'ül Mendep boğazını geçmeleri, insanlık için bir kader anıydı. Kolomb, Vasco da Gama ve insanlığın önünü açan diğer modern kaşifler, hep atalarımızın bizlere aktardığı o ilk kıvılcımdan ilham aldılar. Dünyanın adeta fethine girişen o bir avuç atamızın yaptıkları yanında, modern keşifler bir devam hikayesidir. Bugün benliğimizde büyüyen yaratma ve uyum sağlama yeteneği, bundan on binlerce yıl önce Afrika'dan çıkan o küçük grubun attığı tohumdur.
Bu bölümde insanın en büyük devriminin, dilin Afrika’da doğuşunu konuşuyoruz. Şubat ayındaki Siyahi Tarihi Ayı'na kadar her ay bir bölümü bu kadim kıtayı ve içimizdeki izlerini anlamaya ayıracağız. Bu dizinin sonunda insanların Afrika'yı yok saymasının büyük haksızlık olduğunu anlamalarını umuyorum. Daha da ötesi, bunun kendimize bir kötülük olduğunu idrak edeceğimize inanıyorum. Bugün Afrika'yı yok saymak, hafızamızın büyük bölümünü reddetmektir. Çünkü izlerini aradığımız ilk söz Afrika'da söylendi.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımda okuyabilir ve You Tube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Oct 19, 2025
Oct 19, 2025
17 min
Her kararımızı özgür irademizle aldığımızı düşünüyoruz. Aldığımız kararlardan sonra hissettiğimiz hafifleme belki böyle hissetmemize neden oluyordur ama bu doğru mu? İhtimallerle dolu bir hayatımız varken irademizde özgür olabilir miyiz?
İnsanın mayasında sevgi, nefret, merhamet, açgözlülük gibi temel duygular belli bir ölçü içindedir. Bunlardan bir tanesinde yükselen enerji diğerlerini bastırdığında, bizi coşkulu bir eyleme sürükler. Ancak biz, yaptıklarımızı haklı gösterecek geçerli bir dış sebep her zaman buluruz. Çünkü kontrolün bizde olduğunu göstermek isteriz. Peki böyle bir durumda gerçekten özgür irademizle mi karar almış oluruz? Bir duygunun yükselip diğerini bastırmasına biz mi sebep oluruz yoksa algıladığımız bir şey mi buna sebep olur?
Hepimizin içinde meşrulaştırabileceğimiz arzular ve ihtiraslar var. Algılarımıza göre kendimizi konumlandırdığımızda içimizde şartlara uygun eylemi gerçekleştirecek duygular hareketlenir. İçimizde kabaran bir duygu okyanusunda duygular bir dalga gibi birbirine çarpar. Enerjinin yoğunluğuna bağlı olarak bir dalga diğerini yutar ve biz o anki ruh halimize uygun davranırız. Ancak hava durulduğunda okyanusun dinginleşmesi gibi, sağduyu bünyemize hakim olduğunda da eylemlerimizin sonuçlarını daha net görebiliriz. Farklı davranışlar arasından seçtiğimiz tercihin neticeleri hayatımızın niteliğini belirler. Yani özgürce yaptığımız seçimleri, biz özgür irademizle yaptığımızı düşünerek bir yanılsama yaşarız.
Peki gerçekten mutlak anlamda özgür irade diye bir şey yok mu?
Hayat gerçekten yanılsamalarla dolu bir fenomen. Kendimizi evrenin merkezinde gördüğümüz yanılsaması, özgür iradenin de insan dışında bir yerde olabileceğini aklımıza getirmiyor. Oysa büyük tasarımın içinde kısıtlı iradeye sahip bizler, belki de çok daha büyük bir iradenin parçasıyız. Yanılsamalar içinde kendimizi mutlu ederek daha büyük bir bilincin amaçlarına hizmet ediyor olabiliriz. Öyle ki, yanılarak hata yaptığımızı düşündüğümüz şeylerde bile doğaya bir katkımız oluyor. En azından yaptığımız hatalardan hem kendimiz hem de çevremiz dersler çıkarıyor ve ideallerimizi yükseltiyoruz.
Bu bölümde aslında sahip olduğumuz şeyin mutlak bir özgür irade değil, koşulların izin verdiği bir 'seçme özgürlüğü' olduğunu tartışıyoruz. Despotlardan Rahibe Teresa'ya, gündelik alışverişlerimizden hayati kararlarımıza kadar tüm eylemlerimizin arkasındaki ortak dürtüyü arıyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilir ve You Tube kanalımdan alt yazılı olarak izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Oct 12, 2025
Oct 12, 2025
19 min
Arap Baharı'ndan, küresel iklim grevlerine, Nepal'deki gençlik hareketlerinden dünyanın dört bir yanındaki protestolara... Bölgeselden küresel bir boyuta ulaşan bu tarihsel seyir, bize büyük bir dönüşümün işaretlerini veriyor. Sokaklar yine hareketleniyor, sosyal medya çalkalanıyor. Ana akım medya bize bunları birbirinden bağımsız, sadece ekonomik sıkıntıların sonucu olarak gösterebilir. Ama yanılıyorlar.
Bugün otorite, tank, top, tüfek ya da toprağın ötesinde, bilginin ta kendisinde gizli. İnsanlık, önündeki gri alanın ötesinde ne olduğunu hissediyor ve elindeki bilgi setini büyütmek için büyük çaba gösteriyor. Ancak dünyada bunu anlamayan yine politikacılar oluyor. Bilginin sağladığı gücü, eski kodlarla anlamlandırıyor ve onun birleştirici gücünü, sadece kendilerine üstünlük sağlayan bir silah olarak görüyorlar. Bu yorumlarıyla sanki Dünya'ya başka bir evrenden bakıyorlar.
Oysa bugün bilginin akış yönü terse dönmüş durumda. Öğretmen öğrencilerinden, anne-babalar çocuklarından öğreniyorlar. Gen Z tanımının önündeki 'Gen', generation anlamını taşısa da bir ironi olarak insanlığın mutasyona uğramış halini de temsil ediyor aslında.
Z kuşağı, bu zihniyete tepkisini, iktidarları sarsarak ve dünyayı sallayarak gösteriyor. Peki, bu protestoların arkasındaki teknoloji çağının dijital yerlileri tam olarak ne istiyor? Dertleri sadece geçim sıkıntısı mı, yoksa talep ettikleri çok daha derin bir şey mi var?
Bu bölümde, iktidarların neden bu isyanı anlamakta bu kadar zorlandığını, 'zihinsel körlüğün' nedenlerini ve Z Kuşağı'nın elindeki en güçlü silahı, 'teknolojik örgütlenmeyi' konuşuyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımda okuyabilir veya You Tube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Oct 5, 2025
Oct 5, 2025
19 min
Aşk, insanı mutlu ederken sağduyusunu kaybetmesine neden olan ve sonucunda onunla beraber toplumu da dönüştürebilen en güçlü duygudur. Aşkını doya doya yaşamak isteyen insanlar çoğunlukla toplum yasalarına takılır.
Ama sinema dünyasında, film yıldızlarının aşkları yasalara takılmaz, aksine sanki kusursuz aşkın kurallarını yazarlar. Öyle ki, Hollywood aşkları, sadece magazin sayfalarını süslemekle kalmaz, bizim gibi sıradan insanların da aşka bakışını kökten değiştirir. Hatta riskli aşklara bir meşruiyet bile kazandırır.
Peki mükemmel aşkları neden filmlerde ararız? Çünkü adı üzerinde, bu bir hayaldir. Titanic batarken, biz koltuklarımızda kendimizi bütün risklerden uzak tutarız. Bedenimiz, Rose'un ve Jack'in sözlerinde o dokunuşları hisseder ama okyanusun soğuk suyunun hissiyatını onlara bırakırız. Biz, yüzlerce kişinin öldüğü bir facia ortamını değil, aşkın ambiyansını yaşamak isteriz. Çünkü aradığımız şey ölüm değil aşktır ve belki de içgüdüsel olarak o yöne yönleniriz. Ömrümüzde, sadece o kısacık anda, bütün doğa ve mantık kuralları bizim lehimize işlerken acı yerine hazzı tercih etmemiz çok normaldir.
Bu aşklar gerçeğin acısından muaf, sahnede sadece bizim olduğumuz hayallerdir. Film sona erse de zihnimizdeki projektör çalışmaya devam eder. Oyuncular gerçek hayatına dönse de hafızamıza o hazzı artık kazımışlardır. Biz, mükemmel aşkın kahramanları olarak onları zihnimizin dokunulmaz yerine oturtur ve filmi çekmeye devam ederiz.
Bu bağlamda, bizim filmimiz, kamera durduğunda da devam eder. Hollywood'dan ulusal sinemalara yayılan bu yıldız aşkları, sadece bir hayal satmakla kalmaz; aynı zamanda kendi gizli psikolojimizi de açığa çıkarır. Hayatımızda gizlediğimiz, töreler ve tabular nedeniyle imkânsız saydığımız duygusal tercihlerimizi yıldızların aşklarını referans alarak meşrulaştırırız.
Bu bölümde yaşadığı ilişkilerle aşka yeni anlamlar kazandıran Elizabeth Taylor-Richard Burton aşkını, gerçek romantizmin temsilcileri Lauren Bacall&Humphrey Bogart ikilisini, sadakatin evlilikte olmadığını ispat eden Goldie Hawn&Kurt Russell ilişkisini bulacaksınız. Ayrıca bir filmden peri masalına geçişi anımsatan Grace Kelly ve Prens Rainier evliliğini de dinleyebilirsiniz. Tüm bunların yerel sinemalara yansımalarını da Türkiye’den verdiğim örneklerde görebilirsiniz. Daha fazlası için lütfen podcasti dinleyin veya You Tube kanalımdan alt yazılı olarak izleyin.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilirsiniz.
İyi Pazarlar..

Sep 28, 2025
Sep 28, 2025
19 min
Yapay zeka, büyük veri setlerini analiz etmekten, karmaşık simülasyonlar oluşturmaya kadar, hesaplamalı matematiğin ağır işlerini üstlenerek büyük bir güç haline geldi. Şu an itibarıyla YZ, genellikle kendisine verilen ispatları adım adım doğrulayabiliyor; ancak nihai kararı ve en yaratıcı kanıt yöntemlerinin keşfini hâlâ insan zekasına bırakıyor.
Peki ya bu denge değişirse? Yapay zeka bir gün kendi başına yepyeni teoremler keşfedip, ispatlayabilirse, nasıl bir dünyaya uyanırız? Muazzam veri setleri arasında gittikçe artan bir hızda bağlantı kurabilme yeteneğini düşündüğümüzde, YZ'nin kendi teorem ve ispatlarını üretmesinin önünde mantıksal bir engel gözükmüyor.
Böyle bir şey olduğunda, yapay zeka, içinde insanın olmadığı bir evreni de modelleyebilir mi? Örneğin, yaşamın temel kodlarını, tıpkı DNA gibi, matematiksel olarak kopyalayabilir mi?
Bu bölümde yapay zekanın kendi matematiğini yaratma potansiyelini konuşuyoruz. Böyle bir senaryoda insanın varoluşsal kaygılarını ve insan-makine işbirliğinin niteliğini sorguluyoruz.
Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımda okuyabilir veya You Tube kanalımdan altyazılı izleyebilirsiniz..
İyi Pazarlar..

Neden Buradayız?
Sahip olduğumuz değerler değişiyor ve yenilerini kazanıyoruz. Mesela yapay zeka diye hayatımıza yeni bir kavram giriyor. Felsefeden matematiğe, cinsiyetten iklime kadar tüm alanlarda yapay zekaya bir başlık açıyoruz.
Bizi diğer canlılardan farklı kılan özellik çevreyi kendimize göre değiştirebilmemiz. Bunu da ateşten tekerleğe, sabandan buhar makinesine kadar ürettiğimiz teknolojilerle başardık. Aynı şeyi bugün yapay zekayla yapıyoruz.
Teknoloji çağı, eski dönemi kapatıp hepimize yeni bir başlangıç yapma fırsatı sunuyor. Dünyanın yakıcı sorunlarına yeni teknolojik araçlarla çözümler üretebiliyoruz. Mesela kadınlar, teknolojideki gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan fırsatları değerlendiriyor. Cinsiyet ayrımcılığı, yavaş yavaş sorun olmaktan çıkıyor. Öte yandan iklim sorunu, yapay zeka teknolojileriyle şiddetini azaltıyor. Verinin yönettiği dünyada hepimiz birbirimize daha sıkı bağlanıyoruz. Her şeyin hızla değiştiği böyle bir dünyada yeni bir kültür ve ortak bir tarih yaratıyoruz. Ancak her dönüşümde olduğu gibi, her şey birbirine yaklaştıkça zihnimiz her zamankinden daha fazla konuşuyor.
Birçok sorun çözülürken, yeni dönem yeni sorunlarla beraber geliyor. Makine zekasının arttığı, süper zekaya doğru, öngöremediğimiz bir dünyaya adım atıyoruz. Teknolojinin hızı, bizi ufku belirsiz yeni bir dünyayla tanıştırıyor. İnsanlık yeniden doğuyor dersek herhalde yanılmayız.
Son çeyrek yüzyılda yarattığımız bilgi, neredeyse tüm insanlık tarihinde yarattığımızdan daha fazla. Böyle bir bilgi bombardımanı altında zihin dünyamız değişiyor. Saniyede binlerce algı uyandıran böyle bir çevrede zihin karmaşası yaşamamız çok normal. Böyle bir kaosta da söyleyecek bir şeylerimiz olmalı. Zihin Karmaşasında bunları konuşuyoruz. Bizi yakından ilgilendiren sorunlar hakkında farklı bir bakış açısı yakalamaya çalışıyoruz. Bize değer katacak yeni fikirler yaratma çabasındayız. Her şeyin belirsiz olduğu bir zamanda, gözümüz kapalı el yordamıyla ilerlerken birbirimize gerçekten çok ihtiyacımız var.
Zihin Karmaşası'nda paylaştıklarımızı, www.monologblg.com adresinden de takip edebilirsiniz.








